Ne zaman yalnız kalmış gibi hissetsem aslında yalnız kalmıyorum. Çünkü kitaplar beni bu dünyanın pisliğinden, bencilliğinden, kibrinden, sevgisizliğinden, anlamsızlığından uzaklaştırıyor.
Selamlar herkese!
Uzun zaman sonra yine içimden bir kitap için inceleme yazmak geldi. Çünkü gerçekten 504 sayfalık bir kitabı bu kadar keyif alarak okumamıştım. Peki beni içine neden bu kadar çekti?
Çünkü her bir karakterin; Ezgi, Orhan, Cüneyt, Mert, Batu, Cem, Zehra, Şirin, İskender, Sumru, Hasan, Sabri ve daha nice karakter olmasına rağmen hepsinin akılda kalıcılığı olsun ve hepsinin kendince hikayesi insanı içine çekiyor. Zaten polisiye olması üstüne iyice merak uyandırıyor. Baş karakterimiz Ezgi Sezgin, kendisi bir gazeteci ama popüler bir gazeteci. Yaptığı haberleri, yazdığı yazıları okunan bir gazeteci kendisi. Doğup büyüdüğü Yenikent'e geri dönüyor lakin döndüğü gibi bir cinayet haberi ile başlıyor hikayemiz.
Peki başka ilginç olan ne var? Karakterlerin kendi içindeki hikayesi ve birbirleriyle olan ilişkileri. Yani en yakınımızdan sakladığımız sırlar bile gün gelir önümüze gelebiliyor. Kitabın en vurucu kısmı bu sırrın sırrımızdır desek de bir laf vardır: "İki kişinin bildiği sır değildir" diye. Bir diğer taraftan başka ilginç hikaye olan Batu'nun hikayesi aslında günümüz lise çağındaki gençlerin arasında aşırı yaygın olan akran zorbalığı var. Yazarımız bu konuyu da çok güzel dile getirmiş. Aslında genel olarak baktığımız zaman bütün duyguların kitapta var olduğunu görüyoruz: hırs, kibir, şehvet, sevgi, üzüntü, korku gibi.
Açıkçası ben okurken aşırı keyif aldım, hepinize şiddetle tavsiye ediyorum.
Buraya kadar okuyarak değerli vaktinizi ayırdığınız için teşekkür eder ve keyifli okumalar dilerim.
Sevgilerle...
Hikmet Hükümenoğlu