Beyhan Hoca yine en derinlerimizde olan, bazen kendimize açmaktan korktuğumuz duygularımıza cevap oluyor. Derler ya hani, tam on ikiden vurmuş, işte öyle bir kitap. Eminim ki her okuyucu, yaşadığı bir duyguyu görecektir bu kitapta.
Beyhan Hoca bazen naiflikle, bazen de gerçekleri canımız acıtsa da dostça bir şekilde söylüyor.
Kısaca kendim okurken bölümler hakkında incelememi yapacağım:
Çarpıcı olan bölümlerden biri, günlük hayatımızın telaşından dolayı oluşan kaygı ve stres. Ancak sonuçta bir gerçek var: ölüm. Peki gerçekten bu kadar strese ve kaygıya gerek var mı diye soruyor insan kendine?
Ömer Hayyam'ın meşhur rubaisi gerçekten insanı rahatlatıyor:
Niceleri geldi neler istediler
Sonunda dünyayı bırakıp gittiler
Sen; hiç gitmeyecek gibisin değil mi?
O gidenler de hep senin gibiydiler.
Bir başka bölüm:
Beyhan Hoca yine içimden geçen bir soruya cevap oluyor bu bölümde.
İstemekle saplantı arasındaki çizgiyi o kadar güzel açıklıyor ki bazen düşündüğüm o ince çizgi ne olabilir diye o kadar temiz bir cevap ki:
"Bir şeyi istemekle saplantı hâline getirmek arasında ince bir çizgi vardır. İstemek; onun için uğraşmak, elinden geleni yapmaktır. Ama saplantı hâline getirmek, o olmadan hiçbir şeyin olmayacağını zannedersin."
Bir başka bölüm:
Bazen bir şeylere heves edip içimizden "Ya ben bunu yapamam." dediğimiz anda şu güzel sözü söylüyor Beyhan Hoca:
"Hayatta neye layık olduğunu, neyi hak ettiğini belirleyen en temel şey senin neye cesaret edebildiğindir."
Başka bir bölüm:
Aklımdaki bir diğer soru "Güçlü insan nasıl olunur?" sorusuydu.
Vazgeçmemek
Sanılanın aksine sıkı sıkıya tutunmak, yapışmak ve vazgeçmemek güçsüzlük işaretidir.
Geçmişe yapışmanın aslında geleceğimizden çaldığımızı çok açık ve net bir dille anlatıyor kitap bize.
En çarpıcı bölümlerden birisi