Dino Buzatti’den okuduğum ilk kitaptı. Yazarın hayatı , çok yönlü kişiliği beni çok etkiledi ve kitabı alır almaz iştahla okumaya başladım. Ama kitap öylesine hareketsiz ilerliyor ve okuyucu olarak siz ısrarla bir gelişme bekliyorsunuz ki , bu durum bazen kitaptan kopmalara sebep olabiliyor. Kitapta genç yaşlarda ne istediğini tam olarak bilmeyen bir subayın kaygılarına, ikircikli ruh haline de tanık olabiliyorsunuz. Hayat gariptir, umut sürekli insanların zihinlerinde farklı yollarla yer edebilir. *Subay Giovanni Drogo* için de umut , ölecekse bile Bastiani Kalesi’nde genç, sağlıklı bir subay olarak savaş sırasında “yararlı bir asker olarak” ölmektir. Ama umudunun ölmesi bedeninden önce olacaktır. Bekleyiş uzun yıllar sürecek ve evet ,sonunda bir savaş başlayacaktır. Ama o zaman yaşlanmış Drogo için başka bir savaş kendi benliğinde ve bedeninde başlamış olacaktır… Son olarak bu kitapta anlatılanları belki Freud’un insanların iki temel yaşam motivasyonu olarak tanıttığı kavramlarla da açıklayabilirim. Hayatta kalmak ve başarmak. Ve ben bunlara en yıkıcı kavram olan savaşla ulaşmaya çalışan Drogo’nun hikayesini, umudunu ve umutsuzluğu okudum.
Bir ara gülünce C.S., ancak o zaman, yüzündeki aydınlık gülümseyiş: bu şiirleri o yazmıştır! Bu şiirlerdeki derinlik, içe kapanış ancak böyle gülümseyen, gülen bir adamın duyuşudur…
Kör Baykuş’a başlarken bu kitabı çabucak okuyup anlayabileceğimi düşündüm. Bunun büyük bir yanılgı olduğunu kitap bitince farkettim. Asla ön yargılı olunmaması gereken bir kitap. İran Edebiyatı için önemli bir yerde olan bu eserde zaman - mekan algımı kaybettiğimi söyleyebilirim. Çok derinlikli cümleleri ile fazlasıyla etkiledi. Kitapta olaylar ve mekan , kurgu ve gerçek çok hızlı bir biçimde yer değiştiriyor. Bunun dışında çokça S. Zweig ve F. Kafka’ya benzetilen yazarımız bol bol ölüm, hiçlik, yok olmak, anlamsızlık şeklindeki varoluşsal problemler yaşıyor. Yazarın biyografisine yer verilen son kısım da okununca taşlar yerine oturuyor… keyifliydi