"Sonun hayra vardı, beni gururlandırdın." Elli beş yaşındayım. Ömrüm boyunca bu sözcükleri duymayı bekledim. Şimdi bunun için çok mu geç? Bizim için? İkimiz el ele verip çok uzun zaman, çok fazla şeyi çarçur mu ettik? Bir parçam, her şeyin eskisi gibi sürüp gitmesinin, ne kadar uyumsuz bir ikili olduğumuzun farkında değilmiş gibi yapmanın daha iyi olacağını söylüyor. Böylesi daha az acı verici. Belki de bu gecikmiş barış sunusundan, aramızın nasıl olabileceğine dair bu küçük, kırılgan, titrek ipucundan daha iyi. Bu yeni yakınlaşmanın doğurup doğurabileceği tek şey pişmanlık, diyorum kendime; ee, pişmanlığın ne hayrı var? İnsana hiçbir şey geri getirmez ki. Bizim kaybettiğimiz şeyin telafisi kesinlikle yok.