Yalnızlık ne Issızlıktır ne Kimsesizlik. Yalnızlık insana en çok başkalarıyla çevriliyken gelen bir histir ki, kimileri buna "etraf kalabalıkken kalbin yalnız olması hali" derler.
Fatimiler, Mısır'a hâkim oldukları iki yüz yıl (969-1171) boyunca Sudan'dan çok sayıda köle getirdi. Çok uzun süre Fatimi halifesi olan Müstansır-Billah'ın (h. 1036-1094) annesi Sudanlı bir cariyeydi. Halife belki de annesinin etkisi altında, Sudanlı köle askerlerden bir alay oluşturdu. Bu alay, kökleri Orta Asya Türklerine dayanan memlüklerdan oluşan mevcut askeri birliklere karşı şiddetli çatışmalara girdi." İhşidiler ve başka bölgesel hanedanlar gibi Fatimiler de daha sonra Afrikalı köleleri askeri hizmete aldı ama bildiğimiz kadarıyla Sudanlı savaşçılarının hiçbiri hadım değildi. Buna karşılık Abbasi halifesine tabi kimi devletlerde Etiyopyalı ve Nübyeli hadımlar kumandanlık yapıyordu.
Ancak Fatimiler gerek Afrikalı gerek Afrika dışından çok sayıda hadımı istihdam etmiştir. 1171'de Fatimi Devleti yıkıldığında Kahire'deki sarayda binlerce hadım bulunuyordu. Aslına bakılırsa, sarayın hadım olmayan sakinleri hanedanın fertlerinden ibaretti. Abbasi sarayındaki hadımlar gibi oradakiler de hem Doğu Afrikalılardan hem Sakalibe'den oluşuyordu. Saraydaki hadımların görevleri arasında bir yandan Fatimilerin savaşlarda elde ettiği tutsaklar arasındaki erkek çocukların, bir yandan da vefat eden komutanların ve idarecilerin oğullarının asker olarak iyi yetiştirilmesini denetlemek bulunuyordu. Yine asker adayı delikanlıların cinselliğini kontrol altında tutmakla yükümlüydüler. Fatimiler devrinin önde gelen hadım ağaları, halifelerin sırdaşı ve musahibi, imparatorluk hazinesinin hazinedarı, vali ve kumandan olarak hizmet verdi.Fatimi sarayının haremi hakkında çok az şey bilinse de harem idaresinin hadım ağalarının elinde olduğu kuşku götürmez. Bu hadımların bazıları, belki de çoğu Doğu Afrika kökenliydi. Oysa Fatimilere kara ve deniz birliklerinde komutan olarak hizmet eden
Abbasiler, Doğu Afrikalı hadımları harem ağası olarak kullanma adetini benimsediği bilinen ilk İslam imparatorluğudur.Abbasi halifelerine -sadece dolaylı olarak da olsa- hizmet eden belki de en ünlü hadım, Nübyeli Ebü'l-Misk Kâfur el-İhşidi'ydi. Abbasilere tabi olarak Mısır'da hâkimiyet kuran İhşidi hanedanının son iki hükümdarına vasi olmuş hatta ülkeyi hükümdar gibi yönetmişti. Bir Türk memlûk tarafından kurulan bu hanedanın hükümdarları Soğdça "prens" anlamına gelen "Ihşid" ("Akşit") unvanını taşırdı. 14. ve 15. yüzyıllarda yaşamış tarihçi Makrizi, Kâfur hakkında şunları yazmıştır: "Tayin eder ve azlederdi, ihsan eder veya ihsanlarını esirgerdi, bütün minberlerde cuma hutbelerinde adı okunurdu." Kâfur önemli bir kumandandı: Ordusunun başında, İsmaili halifenin izinden giden ve Mısır'ı batıdan ele geçirmeye çalışan Fatimileri yenilgiye uğratmış, emellerine ulaşmalarını engellemişti. Ne var ki ölümünden kısa bir süre sonra, yaşanan iç karışıklıklardan faydalanan Fatimiler Mısır'ı ele geçirdi.
Hadım edilmemiş köle ticaretinin Islam'ın doğuşundan çok önce bölgeye kök salmış olduğunu ve ilk Islam devletinin bir ölçüde bu ticarete katıldığını biliyoruz. Nübyelilerin Makarra Hıristiyan Krallığı'nı ele geçiremeyen Müslüman Misir valisinin 652 senesinde Nübyelilerle yaptığı antlaşma (bakt) meşhurdur. Bu antlaşmayla Nübyelilerin bağımsızlığı güvence altina alınıyor, buna karşılık onlar da bir dizi yükümlülüğü yerine getirme sözü veriyordu. Söz konusu yükümlülükler arasında Mısır'a her sene belirli sayıda köle gönderme şartı da vardı. Bu köleler arasında hadımlar olup olmadığı bilinmiyor. İslam'ın ilk devirlerindeki Müslümanların Bizanslılarla ve Sasanilerle temaslarından dolayı hadımları bildiğine kuşku yoktur. Hatta Hz. Muhammed'in hayatına dair bilgi veren kaynaklara göre, Peygamber'e Bizans'in İskenderiye patriği tarafından hediye olarak gönderilen Kipti cariye Mariye'nin yanında köle hadım ağası da bulunuyordu.