Canan, Lami, Bedia.
Kitapta üç karakterimiz var. Bedia iyiliğin, yüceliğin, temizliğin timsali; Canan aksine hırsın, tutkunun, arzuların kadını. Lami ise ikisinin arasında kalmış bir erkek. Peyami Safa'nın bize aktarmaya çalıştığı bu. Peyami Safayı çok severim ancak biraz eleştireceğim.
》Bedia ile başlamak istiyorum. Bedia evine bağlı, muhafazakar, temiz kalpli, güzel bir kadın. Ancak gurursuz bir kadın. Maalesef bu özelliklere sahip kadınlara otomatikman bu özelliği de ekliyorlar. Neden, evine çocuklarına bağlı bir kadın gurursuz olmak zorunda mı? Eşi ne yaparsa yapsın affetmek zorunda mı? Kitapta da maalesef bu böyle. Lami Bedia'yı aldatılıyor, hem de evine girip çıkan bir kadınla, Canan'la. Bedia'nın onu aldattığını iddia ediyor. Ardından boşanmak istiyor, boşanıyorlar. Gidiyor Canan'la evleniyor. Bu süreçte Bedia'nın babası Abdullah Bey hastalanıyor, abisi Şemsi Bey ölüyor. Evleri umutsuz, ıssız bir hal alıyor. Ama her şeye rağmen Bedia Lami'yi affedebiliyor.
》Lami, için sadece ahmak bir erkek diyebilirim. Kadınları tahlil edemeyen, çabuk aldanan, yönetilmeyi seven bir erkek. Kitapta onu sonradan doğru yolu bulan mağdur bir erkek olarak görüyoruz. Asla katılmıyorum. Aynı hata bir kadın tarafından gerçekleştirilse hafif kadın olur ve affedilmez, fakat erkek tarafından gerçekleştirilirse mağdur olur, affedilir. Maalesef.
》Canan. Canan'ı suçlayamıyorum. Çünkü anne-babasız yetişen, saraylarda pohpohlanarak büyütülen, her şeyin güzellik ve para olduğuna inandırılmış bir kadın. Onun, uğruna savaşabileceği bir ailesi yok. Kaybedecek hiçbir şeyi yok. Sevgisiz büyümüş, hiç sevilmemiş, sevginin ne olduğunu öğrenememiş bir insan ne kadar sevebilir ki? Hiçbir şeyi olmayan bu kadın da güç ve para hırsına kapılmış. Yaptıklarını savunmuyorum ama anlamaya çalışıyorum. Ayrıca kitap