Tanrım, onu bırakıp gitmek: Sevincinin gururla şişmiş yelkenlerine bıçak gibi saplanmıştı bu düşünce. İşte şaşkınlığına teslim olduğu bu kontrolsüz saniyede, aldatmacanın üst üste yığılmış bütün saatte kirişleri yüreğinin üzerine çöküvermiş ve kalp kasında meydana gelen ani bir seğirmeyle onsuz kalmanın düşüncesinin bile onu acıyla, ölüm benzeri bir duyguyla paramparça ettiğini hissetmişti.
Kadına, ilk karşılaştıkları andan itibaren aşık olmuştu; coşku dolu bu duygu, düşlerine kadar dalga dalga yayılsa da karar verdiren sarsıcı bir etki eksikti henüz; yani kendine hayranlık, saygı ve bağlılık gibi adlar koyduğu, bahaneler uydurarak üzerini örttüğü duygunun bütünüyle aşk, prangısız ama mutlak, tutkulu bir aşk olduğunu açıkça kavratacak duygu eksikti.
(...)adam o sırada insan selinin kargaşası içinde orada kadından başkası yokmuş gibi hissediyordu; zamanın ve mekanın dışına çıkmış, tutkulu bir uyuşukluğa kapılıp kendinden geçmişti.
"(...)Tuhaftır, çocuklar bu hastalıklara karşı yetişkinlerden daha dayanıklı oluyorlar; henüz yaşanmamış hayatın gücü, ölümle mücadele edip onu yeniyor sanki. Neredeyse bütün çocuk hastalarda bu böyle: Çocuklar bu hastalıkları yeniyor, yetişkinler ise onlara yeniliyor."