Ve bildiğim bir şey var: Eve dönmeliyim. Henüz tek başıma yaşayamıyorum, belki birkaç yıl sonra olur. Ama şu an henüz sana ve annemle babama ihtiyacım var, beni seven, yakınımda olan ve bana yardım eden insanlara ihtiyacım var. Evet, çocuksu bu, karanlık odada kalmış bir çocuğun korkusu bu, ama elimden başka türlüsü gelmiyor.
Kitaplar yalan söylememişti. Burası, onlara ulaşamadığı için çoğu zaman kuşkuyla yaklaştığı bütün o maceraların gerçek olduğu yerdi; başka yerlerde suskun evlere gizlenen dünya buradaydı; yaşantı, macera, yazgı buradaydı. Burada birçok kademenin yaşamın yıldızlı ışıltısına doğru indiğini hissediyordu. Ama o orada öylece duruyor, izliyor ve içeri giremiyordu.
-(...)Çoktandır sana sormak istiyordum: Beni nasıl bu kadar iyi tanıyorsun?
- Keşke seni ne kadar sevdiğimi bilseydin Vasya, o zaman bunu sormazdın...evet!
-(...)Beni neden bu kadar sevdiğini bilmiyorum! Ya Arkadiy, bu sevginle beni öldürebileceğini biliyor musun? Biliyor musun, özellikle de yatağa uzanıp seni düşündüğümde (çünkü uykudan önce hep seni düşünürüm) birkaç kez gözyaşlarına boğuldum, yüreğim çarpıp durdu, çünkü, çünkü... İşte çünkü, beni öyle seviyorsun ki, bense yüreğimi hiçbir suretle hafifletemiyorum, sana nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum...
Etrafına bir baksana, onca insan, onca gözyaşı, onca acı, bir soluk bile almadan koşuşturmayla geçip giden onca yaşam! Oysa ben! Böyle bir kadının aşkına layık olmuşum...