Platon erkekler kadar kadınların da devleti yönetebileceğini düşünüyordu. Çünkü yöneticilerin şehir devletini akla dayanarak yönetmesi gerekliydi. Kadınların erkeklerle aynı eğitimi alıp çocuk bakımı ve ev işlerinden kurtulmaları halinde aynı akla sahip olabileceğine inanıyordu Platon. Üstelik devletin yöneticileri ve muhafızları arasında aile ve özel mülkiyeti ortadan kaldırmak niyetindeydi. Çocuk yetiştirme işi zaten tek tek kişilere bırakılamayacak kadar önemliydi. Devletin sorumluluğunda olmalıydı.
İyi bir devletin kurulabilmesi için bu devletin akıl tarafından yönetiliyor olması şarttır. Kafa nasıl bedeni yönetiyorsa, toplumu da filozoflar yönetmelidir.
Ruh bizim vücudumuza gelip yerleşmeden önce de var olmuştur. Bir zamanlar idealar dünyasındaydı ruh. Ama bir insan bedeninde yeniden kendine geldiğinde, mükemmel ideaları unutmuştur artık. Ve sonra bir şey olur, harika bir süreç başlar. İnsan doğadaki biçimleri algıladıkça, ruhta yavaş yavaş bir hatırlayış gerçekleşir. İnsan bir at görür ama mükemmel olmayan bir at. Bu ruhun bir zamanlar idealar dünyasında görmüş olduğu mükemmel atı belli belirsiz hatırlaması için yeterlidir. Böylece ruh asıl evini özlemeye başlar tabii. Platon bu özleme eros diyordu. Bu sözcüğün anlamı sevgidir. Yani ruh kendi asıl kökenine yönelik bir tür "aşk dolu özlem" hissetmeye başlar. Artık bedeni ve duyusal olan her şeyi yetersiz ve önemsiz saymaktadır. Sevginin kanatlarında idealar dünyasındaki yuvasına uçmak ister. Bedenin zindanından kaçıp kurtulmayı arzular.
Filozof aslında çok az şey bildiğinin farkındadır. İşte bu yüzden hep gerçek bilgiye ulaşmak için uğraşıp durur. Sokrates çok az rastlanabilecek bir insandı. Hayat ve dünya hakkında hiçbir şey bilmediğinin farkındaydı. Ve işte asıl önemli nokta: Bu kadar az bilgi sahibi olmak acı veriyordu Sokrates'e