Batı'nın kafa yapısı, dini de felsefe haline getirmiştir. Dinin hayata müdahale edecek, hayatı sevk ve idare edecek özünü iptal etmiştir. Marx, din afyondur, derken asıl bunu anlatmak istiyordu. Yani Hıristiyanlığın artık insanı harekete geçirici, sevk ve idare edici özünü yitirdiğini vurgulamak istiyordu. Oysa dinin hakikati, zihni bir düşüntü (düşünce birikimi) olmak değil, doğrudan doğruya insana bir hayat tarzı getirmektir. Yani yaşanacak bir şeydir din.
Söz konusu kültürel çevre İslâmi olandan ne kadar uzak, ona ne kadar yabancı ise, insanların tavır ve davranışlarından yansıyan zihniyetleri de o oranda İslâm'a uzak ve yabancı kalır veya gitgide o hale dönüşür.
Asa-yı Musa Şems-i Ezeliyenin manevi hidayet nurlarını temsil eden Kur'ân-ı Kerim, kalb gözüyle hak ve hakikati görmeyi temin eder. Onun için, onun nurundan uzakda kalanlar, zulümatta kalırlar. Zira herşey nur ile görülür, anlaşılır ve bilinir.