Söz konusu kültürel çevre İslâmi olandan ne kadar uzak, ona ne kadar yabancı ise, insanların tavır ve davranışlarından yansıyan zihniyetleri de o oranda İslâm'a uzak ve yabancı kalır veya gitgide o hale dönüşür.
Asa-yı Musa Şems-i Ezeliyenin manevi hidayet nurlarını temsil eden Kur'ân-ı Kerim, kalb gözüyle hak ve hakikati görmeyi temin eder. Onun için, onun nurundan uzakda kalanlar, zulümatta kalırlar. Zira herşey nur ile görülür, anlaşılır ve bilinir.
Bilim ahlâkını din ahlâkından ayrı tutmaya titizlik gösteren Batı kültürü, bugün öyle bir "bilim" geliştirmiştir ki, bu bilimin hâsılası diye bakılan "teknoloji" tabiatı tahrip etmeye yönelirken, bilimin kendisi de dinî telakkiye muhalif olmayı varlığının hikmeti kabul etmektedir. Bilim denilen kavram, kendi sınırlarını tayin edemiyor. O kadar ki, insanın hayâ duygusuna müdahale etmek, hayâ duygusunu iptal etmek bile, artık "bilim" yaftası ile peçelenebilmektedir.
Yaşanan hayat tarzı, hangi özellikleriyle insanın hakikati, mutlak hakikati görmesine siper oluyor? Hakikat ile insan arasına dikilmiş ne gibi engeller, maddî veya manevî handikaplar var da, insan farkına varmadan da olsa, teslim olmayı reddediyor? Teslim olmaktan çok, itirazcı, reddedici, karşı koyucu bir ruh halini yaşıyor?