Birey olarak potansiyellerimizi gerçekleyemediğimizde de aynı şekilde kısıtlanır ve hastalanırız. Nevrozun özünde bu yatar; potansiyeller çevredeki (geçmiş yahut gelecekte) düşmanca koşullar ve içsel çatışmalar tarafından engellenip kullanılmadığında kişinin içine dönerek onu hasta eder. "Enerji Sonsuz Hazdır" demiştir William Blake; "Arzulayıp da eylemeyen hastalık üretir".
Picasso gibi bir dev bile kendi yaşadığı dönem de tarzdan tarza geçiş yaparak kısmen Batı toplumunun son kırk yıllık süreçteki değişken karakterini yansıtmış kismense okyanusun ortasındaki bir gemide telsizi kurca layıp durarak kendi insanıyla konuşabilmesini sağlayacak dalga boyunu arayan bir adam gibi davranmıştır. Ama hem sanatçılar hem de geri kalanlarımız tinsel olarak aynk ve şaşkın olduğumuzdan yalnızlığımızı örtbas edebilmek için diğer insanlarla dilimizin elverdiği şeyler hakkında konuşuruz: beyzbol ligi, iş ilişkileri, en son haberler. Derin duygusal deneyimlerimizse daha gerilere itilir ve böylelikle içimiz giderek daha da boşalırken yalnızlığımız artar.
Bertnard Russll'ın, ''Günümüzün en büyük sorunu; aptalların kendilerinden sonderece emin, zekilerin ise sürekli şüphe içinde olmalarıdır.'' diye yazması boşuna degil.