"Böyle yapma, bak anneni üzüyorsun,' derler bizde. Halbuki kendisi üzgün olmayan hiçbir çocuk annesini üzmez. Çocuğun neden üzgün olduğunu sormayan toplumlar, neden roman okusun?
Herkese Merhaba kitap dostlarım. Bugün sizlere etkinlik kapsamında okumuş olduğum #ÖtekiEınsteın kitabımızın değerlendirmesini yapacağım. Kitabımı bitireli 2 gün oldu. Fakat kitap bitince üzerinde düşünme ve analiz etme süreci bıraktım kendime. Aslında kitapla ilgili yorum yazmak beni oldukça zorladı. Çünkü o kadar farklı açılardan değerlendirebilecek bir kitap ki ben acaba daha çok hangi kısımdan ele alsam veya hangi kısma daha ağırlık versem endişesini yaşadım. Öncelikle bu güzel kitabı okumamıza vesile olan başta yayın evimiz #KanesYayınları ve tüm ekibine yürekten teşekkür ederim. Uzun zamandan beri bu kadar etkilendiğim bir kitap olmamıştı.
Kitabımızın ana karakteri olan Mitza, Albert Eınsteın 'ın ilk eşidir. Aslında ilk eşi olmaktan ziyade onun en büyük özelliği zekaca kocasının bir tık üzerinde olan bir kadındır. Ama bu durum onun için maalesef eş durumundan hayatı boyunca yaşayacağı bir pişmanlık olarak tarihin sayfalarında yer alacak. Çünkü Mitza çocukluğundan beri süregelen sakatlığından kaynaklı bir eziklik ve psikolojik baskı neticesinde bu durumu lehine kullanamıyor. Kitabı okuyan herkesin yorumlarında Albert Eınsteın'a karşı bir nefret duygusu belirdiğini gördüm. Evet bende zaman zaman her ne kadar kızmış olsam da asıl benim kızdığım kişi Mitza oldu. Düşünün şimdi bir kadınsınız hemde sakat bir kadınsınız ama sizin elinizde kimsede olmayan büyük bir yetenek var. Buda üstün zekanız. Belki bilim dünyasının tarihine adınızı altın harflerle yazdıracak kadar dahiyane bir zekaya sahipsiniz. Ve siz bütün engelleri aşarak, en iyi bilim okullarında öğrenim görüp, hayatınızı çok farklı bir yönde çizmeye başlayacağınız sırada her şeyi bir aşk uğruna alt üst ediyorsunuz. İşte bu kısım benim Mitza'ya en çok sinirlendiğim yer oldu. Bir taraftan şunu da düşünmeden
Merhaba kitap dostlarım :) Bugün sizlerle yine çok güzel bir kitabın yorumunda beraberiz. #YanPasajYayınları tarafından biz kitap sevelerlere sunulan #VırgınıeGrımaldı kaleminden #BüyüdüğünZamanAnlayacaksın kitabını değerlendirmeye çalışacağım. Öncelikle kitabı içerik olarak çok beğendiğimi belirtmek isterim. Aslında bir romandan öte bizlere bir rehber niteliği taşıyan bir eser olmuş.
Kitabın ilk olarak anlatım ve yazım dili konusunda kısaca fikrimi beyan etmek istiyorum. Anlatım açısından baktığımda gereksiz tasvir ve uzatmaların fazlalığından arınmış kendine has sade ve anlaşılır olması kitabın ilk başta en çarpıcı özelliği oldu bende. Gereksiz , sıkıcı betimlemeleri hiç bir zaman sevmedim. Bu tarz anlatım şekli beni kitaptan hep uzak tutmuştur. Ama bu kitabı ilk okumaya başladığınız andan itibaren bu durumun söz konusu olmadığını açıkca görebiliyorsunuz. Yazım dili konusunda ise çok fazla bir şey söylemeye gerek duymuyorum. Sade, anlaşılır ve akıcı bir dil kullanan yazar, okuyucuyu yormadan ve sıkmadan kitabı okutuyor. Bu iki özellik bile kitabı okumanız için yeterli unsurlardan birini teşkil ediyor.
Konu itibari ile ise; Ana karakterimiz psikolog olan julia hayatındaki yıkımlardan kaçmak için kendini 8 aylık bir çalışma süresi için bir huzurevinde işe başlar. İlk başlarda bir çok tereddüt yaşamasına rağmen, içinden bir ses ona orada kalması gerektiğini söyler ve kalır. Yapacağı tek şey huzurevinde bulunan yaşlılarla konuşmak, onlarla haftada bir gün dertleşmek ve sorunlarını dile getirmelerine yardımcı olmaktı. Bir nevi onlara rehberlik yapacaktı. Julia hayatında yaşadığı kayıpların acısından kaçmak isterken kendini bulduğu bu yerde acaba oradaki insanlara ne kadar faydalı olabilecekti? Yoksa her şey beklenenin aksine tersine mi dönecekti? Peki ya