Dilek

Dilek
34 okur puanı
Aralık 2019 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
8/10
·154 syf.··
Beğendi
·
2020 7. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 05 Mart 2020 10:12
Metis Seçkileri dizisinden çıkan Kadınlar Rüyalar Ejderhalar Ursula K. Le Guin'in farklı zamanlarda çeşitli yerlerde yayımlanmış yazılarından ve yaptığı konuşmalardan derlenmiş bir kitap. Bilimkurgu, fantazi, feminizm, mitler, masallar, yaratıcı süreç konuları ilginizi çekiyorsa zevkle okuyacağınız bir derleme bu. Okurken Le Guin'in bahsettiği yazarlar ve kitapları önceden okumuşsanız Le Guin'in onlarla ilgili fikirlerini okumak çok hoşunuza gidecektir, okumadıklarınızla da güzel bir okuma listesi yapabilirsiniz kendinize. Kendi yazma sürecinden bahsettiği ve Yerdeniz'i nasıl yazdığını anlattığı bölüm çok ufuk açıcı desem diğer yazılar daha az önemliymiş gibi olacak. Halbuki her başlık altındaki yazı edebiyat, kurmaca dünyası, çoğu zaman bilimkurgu, insanın içsel yolculuğu ve keşifleri hakkında yazarın sohbetlerini dinlemek gibi. Bu konularla ilgili düşündüğüm çoğu zaman ya da bahsettiği kitapları okudukça dönüp dönüp kapağını açacağım bir kitap bu. Bu edebi türlerde çok bilgi sahibi olmadığım için fantazi ve bilimkurguyla ilgili yaptığı şu tanımlamayı çok aydınlatıcı buldum: “Tabii ki, fantazinin temel kuralı şudur: Kuralları kendiniz koyarsınız, ama sonra da o kurallara uymanız gerekir. Bilimkurgu ise bunu biraz daha geliştirir: Kuralları kendiniz koyarsınız ama bunun da bir sınırı vardır. bir bilimkurgu hikâyesi bilimsel gerçekleri inkâr etmemeli, Chip Delaney'nin deyimiyle, bilinen bilgilere ters düşmemelidir. Yok ille ters düşecekse, yazar bunun bilincinde olmalı ve bu cüretini ya gerçek bir hipotez ya da sahte ama inandırıcı bir iddiayla savunabilmelidir. Eğer uzay gemilerimi ışıktan hızlı yapıyorsam, Albert Einstein'a ters düştüğümü bilmem ve bunun sonuçlarına -ama bütün sonuçlarına-katlanabilmem gerekir. ” s. 145.
Kadınlar Rüyalar EjderhalarUrsula K. Le Guin · Metis Yayıncılık · 20221,271 okunma
Reklam
9/10
·200 syf.··
Beğendi
·
2020 6. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 25 Şubat 2020 20:41
Fransız eğitimci Jules Payot'nun 1890'larda yayımlanmış kitabı. Cemil Meriç ve Ali Fuat Başgil'in tavsiyesiyle okumaya başlayanlardanım ben de. Kitabın ilk yarısı özellikle lise ve üniversite çağındaki gençlere hitaben yazılmış. Herkesin etrafında örnek alabileceği, geleceğini yönlendirmesine yardım edecek iyi örnekleri olmayabiliyor, böyle durumlarda bunun gibi kitaplar yol gösterici oluyor. İlk yarısında okul hayatıyla işi bitmiş yetişkinler için pek uygun olmadığını düşünmeye başlamıştım ama ikinci yarısında okuduğum en faydalı gelişim kitaplarından biri olduğunu fark ettim. Kişisel gelişim deyince günümüzde akla gelen 'mutlu hisset, mutlu ol; sen önemlisin, biriciksin, hayal et gerçek olsun' furyasıyla uzaktan yakından alakası yok bu kitabın. Vaktini boşa geçirme, tembellik etme, gününü verimli kullan, çalış, çaba harca diyor. Ve tembellikten kurtulup, disiplinli bir şekilde çalışmayı nasıl alışkanlık haline getirebileceğimizi çok mantıklı bir düzenle anlatıyor; düşünce, eylem ve duyguların nasıl kullanılacağını ve birbirleriyle nasıl etkileşim içinde olduklarından bahsediyor. Üzerinize çökmüş rehavetten sıyrılmak, erteleyip durduğunuz işlere koyulmak, gününüzü daha verimli geçirmek istiyor ama bir türlü nereden başlayıp nasıl yapacağınızı bilemiyorsanız mutlaka okuyun, gönülden tavsiye ederim. Bu arada benim okuduğum Ediz Yayınevi'nden çıkma Hakan Alp çevirisiydi, orijinaliyle karşılaştırmadım ama Türkçesi çok güzel okunan bir kitaptı, ellerine sağlık emeği geçenlerin.
İrade TerbiyesiJules Payot · Ediz Yayınevi · 201838,4bin okunma
8/10
·155 syf.··
Beğendi
·
2020 5. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 20 Şubat 2020 12:09
Salinger'ın iki öyküsünün olduğu kitap: ‟Franny” ve “Zooey”. Franny ve Zooey, Glass ailesinin yedi çocuğundan en küçük ikisi. Sırayla tüm kardeşler küçük yaşta 'Akıllı Bir Çocuk' adlı yarışma programına katılıyorlar ve hepsi sorulan soruları bilerek kamuoyunda ailenin garip bir ün kazanmasına neden oluyorlar. En büyük iki ağabey gerçek bilgelik yolunda ilerlemeye, yaşamın ve varoluşun amacını sorgulamaya gayret etmiş, bu yönde kendilerini geliştirecek okumalar yapmışlar. Evin en küçük iki kardeşi (kız kardeş Franny ve ağabeyi Zooey) bu en büyük iki ağabeyin eğitimiyle yoğuruluyorlar küçük yaşta. İlk öyküde (‟Franny”), Franny, hafta sonu için trenle, üniversitede edebiyat okuyan erkek arkadaşıyla buluşmaya gider. Yazdığı edebi bir makalenin beğenilmesinin gururunu yaşayan ve bunu paylaşma heyecanıyla sohbet konusu yapan erkek arkadaşı ile Franny'nin buluşması hiç de umdukları gibi gitmez çünkü Franny son zamanlarda okuduğu bir kitabın etkisiyle içinde bulunduğu çevreyi, akademiyi ve yaşamı sorgulamaya başlamıştır ve başkaları için önemli olan çoğu şey ona anlamsız gelmeye başlamıştır. İkinci öyküde (novella daha doğru galiba) ise Franny eve dönmüştür, durumu hiç iyi değildir, sürekli ağlayıp uyur, yemeden içmeden kesilmiştir ama öykünün başında aktör olan ağabeyi Zooey ve anneleri ile tanışırız. Zooey, hayatta olan en büyük ağabeyi Buddy'nin yazdığı ve yıllarca yanında taşıdığı uzun mektubu okur önce, sık sık yaptığı gibi. Ve sonra annesiyle uzunca bir sohbete girerler banyoda. Annesi hem Buddy hem de kardeşi Franny için endişelidir. Franny ile konuşmasını ister Zooey'den. Franny ile Zooey arasında salonda başlayıp, telefonda devam eden konuşma (ki Zooey telefonda ağabeyleri Buddy'miş gibi konuşur Franny durumu anlayıncaya kadar) hikâyenin düğüm noktası gibidir.
Franny ve ZooeyJ. D. Salinger · Yapı Kredi Yayınları · 20202,521 okunma
8/10
·416 syf.··
Beğendi
·
2020 4. kitabı
·
34 günde okudu
·
Okunma: 03 Şubat 2020 16:20
Okuduğum en faydalı kitaplardan biri oldu. Pek çok şeyi öğrenmeye vakit ve fırsat vermemize rağmen fena halde ihmal ettiğimiz çok önemli bir konuyu işliyor: Zihni düzene koyabilme becerisi. Zihnimiz yönlendirilmediğinde başıboş bir şekilde (ve daha çok da endişe verici düşünceler arasında) gezinip duruyor. İç uyumumuzu tekrar sağlamanın yolu zihne üzerinde düşünmesi ve aslında yaratıcı ve dönüştürücü bir enerji olan 'dikkat'imizi yönlendirebileceği bir hedef vermek. 'Akış' olarak adlandırılan deneyimi hepimiz bir şekilde yaşamışızdır: Bir konuya, işe, aktiviteye kendimizi o kadar kaptırırız ki onun dışında hiçbir şeyin farkında olmayız, zamanın nasıl geçtiğini anlamayız ve bundan büyük bir haz alırız. Kitap, dıș șartlar ne olursa olsun bu 'akış' deneyimini nasıl daha fazla yaşayabileceğimizi anlatıyor. Özetle akış deneyimi yaşayabilmek için seçtiğimiz ya da yaptığımız aktivitede net bir hedefimizin olması, hedefe doğru ilerleyip ilerlemediğimiz konusunda geri bildirim alabilmemiz ve işin gerektirdiği beceri-zorluk seviyesinin bizim için ne çok düşük ne de bizi aşacak seviyede olması gerekir. Kitapta sanattan bilime, okumaktan yemeğe, en sıradan işlerde çalışmaktan boş vakitleri değerlendirmeye pek çok örnek var. Kitapta zihnimizi düzene sokmak ve akış deneyimini yaşamak için 'ne' yapmanız gerektiği değil, her ne yapıyorsak onu 'nasıl' yapmamız gerektiği anlatılıyor. Kendi yaşamının kontrolünü daha fazla eline alma konusunda bilgi sahibi olmak isteyen herkese tavsiye ederim.
Akış: Mutluluk BilimiMihaly Csikszentmihalyi · Buzdağı Yayınevi · 20171,303 okunma
8/10
·290 syf.··
Beğendi
·
2020 3. kitabı
·
21 günde okudu
·
Okunma: 02 Şubat 2020 02:10
Güneyde, doğanın kucağında bir köy. Politik eylemlerinden dolayı aranan, saklanmak için bu köyde yaşayan dayısının yanına gelen akademili bir genç. Bireyci, eğitimli, düşünür, çevresini çevresinin iyiliği (ona göre) için onların fikrini önemseden değiştirmeye çalışan orta yaş üstü, kafası her daim çalışan bir dayı. Kitaba adını veren ancak gerçek ismi 260 sayfalık kitabın ilk defa 162. sayfasında geçen ve kitaptaki dayı ve yeğenden çok başka bir doğaya sahip bir genç kız: Raziye. Ve bu üç ana karakterin arkasında onları daha iyi tanımamız için bize ipuçları veren, romanda bir arka plan oluşturan köylüler. Romanın, okurun merakını sürekli tetikte tutan, zaman zaman gelecekte olacaklarla ilgili bilgileri üstü kapalı verip bu merakı daha da ateşleyen bir kurgusu var. Kitaba ismini veren kızın kim olduğunu bilip kitabın yarısından fazlasında neden başka bir isimle okuduğunuzu merak ediyorsunuz. Ve bu merakın etrafında su halkaları gibi iç içe geçen başka pek çok şeyi. Romandaki aşk kadar, belki ondan da fazla, dayı ve yeğen arasında geçen konuşmalar, yeğenin kendi iç hesaplaşmaları üzerinde düşünecek çok şey veriyor insana. Ve bunu çok güzel bir dille, kendini tekrar tekrar okutan müthiş doğa betimlemeleriyle yapıyor.
RaziyeMelih Cevdet Anday · Everest Yayınları · 2023715 okunma
Reklam