“Bense ruhuma şiirler saplıyorum durmadan
Sen de bilirsin ya Allah
Dayanabileceği kadar acı verirmiş insana.”
Şiirlerinde annesine duyduğu özlemi akıtıp ve aslında pek de uzak olmayan kendi ölümünü adeta karşılarcasına sızdırmış kelimeleri dizelere. Şair olarak doğmak bu ise evet kendisini şairlerin kraliçesi olarak tanımlamak gerekir. Daha çok ömrü olsaydı da daha çok yazsaydı. Ruhuna rahmet olsun.
Kitabın beğendiğim kısımları olduğu gibi derinden eleştiri getirebileceğim kısımları da mevcut. Ergen beyninin gelişimi ve işleyişini fizyolojik anlamda irdeleyip ergenlerin tutum ve davranışlarını anlamlandırma adına hem kendileri hem de yetişkinlerin fayda sağlayabileceği bir kitap olduğunu dile getirebilirim. Ergenlikte sigara, alkol, madde kullanımına sevk eden sebepler, başarı yahut odaklanma gayesiyle takviye ilaçların alımının zararları, uykunun önemi gibi hususlar yetişkin bir eğitimci olarak benim için asla yeni mevzular ve bulgular değildi. Keza mutlaka hitap edeceği kesimler bulunmaktadır. Ağır eleştirimi ise yazarın “okul” kavramını işkence mekanizması olarak görmesinden yana yapacağım. Belli ki yazarımız eğitim sisteminin tam anlamıyla neye hizmet ettiğinden bi haber. Okul ortamı öncelikle öğrencinin güvenli bir alanda, belli ve geniş bir zaman diliminde göz önünde tutulmasını öngörür. Keza ders saatlerini kısaltırsak yahut dersleri online hale getirirsek çalışan anne ve babalar çocuklarını kime emanet edeceklerdir? Bu bir. İkincisi bu sistem tam anlamıyla bir eleme sistemidir. Ülkemizde her alanda yeteri kadar iş açığı olsa öğrenciler istedikleri alana yönelir ve çeşitli yazılı sözlü stres oluşturucu sınavlardan meshul olmazlardı. Bir üçüncüsü biz öğretmenler maalesef ki bu sistemin kendi kafasına göre hareket etme esnekliğine sahip olan parçaları değiliz. Öğrencinin önünde ben istesem de istemesem de vermesi gereken hatta gelecek yaşamını büyük oranda etkileyecek sınav ve sınavlar varsa uygun metotlarla öğrencileri o sınavlara hazırlamalıyımdır, bu benim vicdani sorumluluğudur. Bunu 13 ülkede bulunmuş çeşitli eğitimler almış bir eğitimci olarak dile getiriyorum. Var olan sistem yeri geliyor idealist bir öğretmen olmanın önüne geçip sizi kendisine
Her ne kadar verilmek istenen mesaj anlamlı olsa da mesajın sunulma şekli, olay örgüsü ve değinilen konular (şiddet, cinayet, hayvanlara karşı zulüm, ana karakterlerden her birinin psikolojik anlamda sağlıksız olması, cinsel problemler) göz önünde bulundurulduğunda fazlaca negatif yüklü olup zamanımı boşa harcamış hissiyatını yaşadım. Okurken zihnimde “Sineklerin Tanrısı” canlandı. Nitekim William Golding’i çok daha başarılı buluyorum.
Kitapta sık sık kullanılan yergi içerikli "başörtülü teyze, başörtülü kadın, bekareti önemseyen insanlar, toplumsal normlara dikkat edenler" ifadeleri bir yerden sonra ciddi anlamda yorucu olmaya başladı. Özgürlük, modernlik ve kişisel tercihlerin önemine vurgu yapan yazarın, aslında kendi aklına yatmayan yaşam tarzlarına karşı ne denli tahammülsüz olduğunu dile getirişidir tüm bunlar. Ve bu durum, çağdaş bir düşünce yapısından ziyade sığ ve tek yönlü bir bakışın resmidir. Elbette kitapta, okuyucuyu kendine çeken ve olay örgüsünün akıcı şekilde ele alındığı bölümler mevcut olsa da aynı düşünce yapısı üzerine sıkça vurgu yapılması ve birtakım süreçlerin betimlemesine gereğinden fazla yer verilmesi kitabı zaman zaman yorucu hale getirmiştir.
Masumiyet MüzesiOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202460,6bin okunma
Henüz 75. sayfasındayken durmuş konu nereye varacak da bu kitap ödüle layık görülecek diye kara kara düşünmekteyim. 75. sayfadan öteye geçesim de yok esasen.
Yüzyıllık YalnızlıkGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202546,6bin okunma