Marquez'in minicik ama adeta ben çok büyük bir yazarım dediği kitabı Albaya Mektup Yok. Can yayınlarından çıkan kitabın kapak tasarımı da gayet hoş. Yazarın komiklik boyutuna ulaşmış betimlemelerine sanki yayın evi de horoz üzerindeki albay ile gönderme yapmış. Kitabı okurken zavallı albay ve karısı diye iç geçiriyor insan . Fakirlik bir yandan bir yandan hastalık albayın evini ve karısını kuşatmış durumda. Bir türlü alamadığı emekli aylığının peşinde koşan albay,bir yandan da oğlundan yadigar kalan horoza bakmak zorunda. Karısının öksürük nöbetleri, uzayan evliliklerin monotonluğu, yoksulluğun ve açlığın zorluğu,rutubet, soğuk havalar sayfalar arasında...
Marquez'i tanımayanlar, tanımak isteyenler için oldukça ideal bir başlangıç.
Issız akşamlarında beni okumuş olanlara...
Yazarı çok sevdiğim için mi yoksa kitabın içindeki diğer roman karakterlerini tanıdığım için mi bilemiyorum ama romanı çokça hissedebildim ve oldukça beğendim. Roman adeta tanımadığımız bir şehirde yürürken kendimizi yalnız hissettiğimiz bir anda rastladığımız tanıdık bir yüzün mutluluğunu sağlamak adına yazılmış. Roman sayfaları arasında ilerlerken karşımıza bildiğimiz bir roman kahramanı ya da ünlü bir yazar ansızın çıkıveriyor. Bu sebeple romanını hakkıyla okumak ve romandan keyif alabilmek için okuyucunun ilk olarak Türk ve dünya edebiyatına damga vurmuş pek çok önemli eserin adını belki de kahramanlarının adını az çok bilmesi gerekiyor.
Yazar hayranı olduğu Kraliçe'yi (Kraliçe ismiyle bahsettiği yazar) pek çok yerde okuyucuya tanıtıyor, kendisi ile karşılaştırıyor. Biz de Kraliçe nerde yaşamış, nasıl yazmış, ne gibi huyları varmış bunları öğreniyoruz. Aynı zamanda IV. Murat'ın hayatı da yazılmaya çalışılan bir roman olarak metnin aralarında yer alıyor. Böylece IV. Murat’ın yaşam çevresi ve duyguları hakkında da bilgi sahibi oluyoruz.
Kitap aslında kopukluk diyemeyeceğim ama geçişlerin hızı ile okuyucuda dağınıklık hissi uyandırsa da temelinde bir bütün.
Kitabın içinde Tanpınar'dan Çehov' a, Abdülhak Hamit'in yaşadığı yerden Yahya Kemal’in ölümüne dair edebiyat dünyasının nice derin bilgileri var.
Kitabı okurken içimi burkan nadir algı da yazarın yaşının ilerleyişi karşısında duymuş olduğu hüzün. Kaç yıl daha yaşayacağının merakı …
Bence bu kitap Selim İleri'nin hayatını şeffaf olarak okuyucusu ile paylaştığı nadide bir eser. Yazarı yakından tanımak için bir fırsat.
... ve sayfalar tükenirken içinde sona ermeseydi terennümü...
Sona ErmekSelim İleri · Everest Yayınları · 2017165 okunma
Kayıp Zamanın İzinde serisinin 4. cildini bitirmişken Proust'tan uzak kalmama adına alıp okuduğum Üst Kat Komşusuna Mektuplar yazara dair ayrıntılar içermesi açısından oldukça keyifli. Mektuplar sadece Proust' a ait, yazarın kendi yazısı ile orijinal metinler de mektupların arasında yer alıyor ; lakin mektupların cevapları yani Üst Kat Komşusunun Mektupları (ki bence asıl merak edilen bir başka kısım) kitabın içinde yok. Hatta ön sözde bu mektupların henüz bulunamadığı bilgisine de değinilmiş. Mektuplarda Proust'un ses takıntısının ne kadar ileri düzeyde olduğu dikkat çekici.Mektupların çoğu gelen sesten duyulan rahatsızlık ve yapılacak gürültülerin zamanlarının Proust'un istediği saate göre düzenlemesi şeklinde. Çoğu zaman da yazar hastalığından , iyileşmediğinden bahsediyor. Mektuplarda yazarın gönderdiği metin parçaları ve dergiler de Marcel'in komşusunun edebiyat ile ilgisinin göstergesi. Kitapta mektupların yazıldığı apartman resmi ve planı, özel koleksiyondan alınmış Proust ve komşusunun fotoğrafları da mevcut.