Lockeçu anayasanın bir başka ilkesi kuvvetler ayrımı ilkesidir. Locke'a göre en üstün ve biricik politik güç, yasama gücüdür. Ancak insanın kudrete olan zaafından dolayı bu güce aynı zamanda kendisi tarafından çıkarılacak yasaları uygulama gücü (yürütme gücü) verilmesi tehlikeli olur.
Rousseau genel iradenin dışında kısmi iradeler olarak adlandırılabilecek dini cemaatlerin, meslek teşekküllerinin, loncaların vb., kısaca sivil toplumsal grupların halkın iradesini temsil edebilecekleri iddiasını kabul etmez.
Rousseau birçok İngiliz siyaset felsefecisi yanında kendi yurttaşı olan Montesquieu'nun de üzerinde önemle durduğu önemli bir siyasi ilkeyi, kuvvetlerin ayrılığı ilkesini kabul etmez. Ona göre yasama, yürütme ve yargı güçlerinin tümü halkın elindedir ve öyle kalmaya devam etmek zorundadır.
...Egemenin her davranışı tanımı gereği haklı veya doğrudur. Çünkü haklı veya doğru davranış, yasalara uygun davranıştır. Ancak yasaları yapan da, egemenin kendisidir. O hâlde o ne yaparsa, yasadır veya egemen, yasanın ta kendisidir. Bu onun yasanın dışında ve üstünde olması anlamına gelir