İnsanın aç karnına yatması başlı başına bir derttir. Fakat bir insanın hem aç olması, hem geceyi nerede geçireceğini bilememesi daha sunturlu bir derttir.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
işkence kulesi ise başlı başına bir alemdi.
"Teşhir" cezasına hüküm giyen suçlular,bu kulenin üst katındaki, ekseni üzerinde dönen, tekerleği andırır bir yuvarlağa bağlanırdı. Bu tekerlek ağır ağır döndükçe suçlu da kulenin çevresini kuşatan halka teşhir edilmiş,gösterilmiş olurdu. Mahkeme suçlu hakkında dayak cezası da vermişse.Kralın işkence memuru gelir, ucu kurşun topuzlu, Çirkaç parça sırırndan oluşan kırbacıyla, suçluyu bu kulenin üzerinde, herkesin gözü önünde döverdi. Kırbaç korkunç bir şeydi. İnsanın yalnız canını acıtmakla kalmaz, indiği yerden kan çıkarır, suçlunun vücudunda yaralar açardı. Örneğin yirmi kırbaç yemeye mahkum bir adam bu cezasını çektiği zaman kan-revan içinde kaldığı, bayıldığı sık-sık görülen şeylerdendi.
«Ne biçim adam bu yahu! » dedi. «Durduğu zaman kambur, yürüdüğü zaman topal, insanın yüzüne baktığı zaman tek gözlü. Konuşuyorsun, sağır.Bu herifin dili yok mu ki acaba?»