İvan İlyiç’in başına yeni, önemli bir şey gelmişti; hayatında bu derece önemli başka bir şey yoktu. Bunu yalnızca o biliyordu. Etrafındakiler anlamıyor ya da anlamak istemiyorlar, dünyada her şeyin eskisi gibi gittiğini sanıyorlardı. İvan İlyiç’i en çok üzen de buydu.
Eskiden her türlü başarısızlığa göğüs gererdi. Yolunda gitmeyen şeyleri düzelteceğini, başarıya ulaşacağını, oyunda iyi kağıt geleceğini umardı. Şimdi her başarısızlık onu üzüyor, umutsuzluğa düşürüyordu.