Salyangozların hep nezle olduğunu düşünüyor. Rüyalarında daima Jean Darktır. Takip etmeyenlerden hoşlanmıyor. Dünyanın düz olduğunu savunabilir. Uçurtmaların onu kaçırmasından korkuyor. En sevdiği renk daima mavidir.
En güçlü hissettiğimiz yer,kendimizi en güvende ve en çok sevildiğimiz,kabul edildiğimiz yerdir.Bu yer bazen sevdiklerimizin yanında,bazen kendi iç dünyamızda,bazen de tutkuyla bağlı olduğumuz bir uğraşta olabilir.Aslında,en güçlü hissettiğimiz yer,kendimizi en çok ‘biz’ olarak ifade edebildiğimiz yerdir diye düşünüyorum ☺️
Uyanış, çoklu kişilik bozukluğu olan bir hastanın kaleminden dökülen ve gerçeklik ile hayal arasındaki sınırın bulanıklaştığı bir hikayeyi anlatan
Uğur Bingöl'ün ilk romanı olmasına rağmen, okuyucuyu etkileyen ve sürükleyen bir eser. Kitap, gazete dağıtım ofisinde çalışan Arif adlı bir adamın etrafında döner. Arif, hayatından memnun olan, sıradan ve monoton bir yaşam süren biridir. Ancak bir gün gazetelerde yer alan bir haber onun hayatını değiştirir. Habere göre, 12 yıl önce kaybolan gazete dağıtım ofisinin patronlarından biri olan Abdullah Başkan'ın cesedi bulunmuştur. Kitap, Arif'in kendini ve gerçeği sorgulamasına neden olmasıyla başlıyor.
Kitabın güçlü yönleri arasında akıcı ve sade bir dil kullanması, gerilimi ve merakı sürekli canlı tutması, karakterleri inandırıcı ve duygusal olarak etkileyici kılması sayılabilir. kitabın dilinin akıcılığı ve sadeliği sayesinde okuyucu kitabı kolayca sıkılmadan takip edebiliyor. Kitabın gerilimini ve merakını canlı tutan unsurlar ise, hastanın yazdığı gizemli ipuçları, Arif'in yaşadığı tuhaf olaylar ve kitabın sonundaki büyük sürpriz.
Kitabın zayıf yönleri ise çok azdı. Bazı yerlerde bazı detayların yeterince açıklanmaması olabilir.
Kitabı genel olarak beğendim ve ilgiyle okudum. Kitabın sonunda ortaya çıkan gerçek beni hem şaşırttı hem de üzdü. Kitabın vermek istediği mesajları da anlamlı buldum. Kitabı psikolojik gerilim seven, farklı ve orijinal bir hikaye arayan okuyuculara tavsiye ederim.
Genç yaşında saçları dökülmüş, beyazlamış, her şeyden vazgeçmiş ama yine de sağa sola eğilip bükülse de ayakta kalmaya çalışan bir insan topluluğu vardı. Günlük hayatın sıradan telaşları arasında kendisini unutmuş bir insan topluluğu...
Kadının varlık mücadelesini hayatın her alanına taşıyan Tuğba Saydam'ın bu öykü kitabı nesnel hayatın düşsel bir atmosfere dönüşmesinin de çarpıcı bir örneğidir.