"Hiçbir şey hisssemeyen insanlar nasıl ağlar?"
Kapakta yazan bu cümleden ötürü olsa gerek aldıktan sonra sürekli erteledim kitabı okumayı. Sonunda okuyabildiğimde ise bazı gerçekler çok sert çarptı yüzüme.
Ana karakterimiz aleksitimi hastası olan bir çocuk ve bundan dolayı duyguları hissedemiyor, hissedemediği için de çeşitli etiketlerle yaftalanıyor ve buna üzülemiyor bile...
İnsanların çocuğa olan davranışları ve çocuğun bir şeyleri anlamak için 'normal' insanlardan daha çok çabalaması beni utandırdı desem yalan olmaz sanırım. Çünkü günümüzde etrafımızdaki insanları sadece gördüğümüzle yargılamaya, görsek bile görmezden gelmeye o kadar alıştık ki ne olduğumuzu unuttuk. Bizlere unuttuğumuz şeyi hatırlatıyor kitap, hayatı başka bir perspektiften gösteriyor. Aslında tek perspektif de sayılmaz çünkü ana karakterimiz diğer karakterleri anlamaya çalıştıkça biz de başka birini anlamaya çalışırken farklı şekilde düşünüyor sayılırız. Kitapta 'normal' insanlara yapılan göndermelerle kendimizi fazla duygusuz ya da cesur gösterme çabasının yanlış olduğu açıkça anlatılıyor. Ayrıca bir şeyin önemini de çok güzel vurguluyor; sevginin.
Yazım dili çok süslü olmamakla beraber gayet akıcı, tek oturuşta bitirilebilecek bir kitap.