Disconnectus Erectus

Puan vermedi·248 syf.··
2022 5. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 12 Mayıs 2022 23:02
Bu kitap bana her anlamda iyi geldi, tüm yaralarımı sardı. :) Yazarın dili çok samimi ve gerçekçi. Anneliği eğitimci rolüne sokan yazarların tersine annenin de insan olduğunu, sürecin çok doğal ilerlediğini bir kez daha hatırlattı aslında. Paylaşmak istediğim çok yer var fakat vakit bulamadım yazmak için. Konunun meraklısı iseniz, ebeveyn iseniz muhakkak tavsiye ederim..
Hayat ve İnsan
Keşif YıllarıHedvig Montgomery · Domingo Yayınevi · 2021103 okunma
Edebiyatın En Tatlı Eşleşmeleri!
Peki ya sizin favori kitabınız hangi tatlı olurdu?
Hegel ve Heidegger in fikirlerini bilmeden onları inceleyen bir kitap almışım ve nasıl okursam okuyayım bir türlü düşüncesini yakalayamadım kitabın. Daha sonra okunmak üzere bırakıyorum sevgiyle kal güzel kitap..
Arzu ve ÖlümBrent Adkins · Fol Kitap Yayınları · 202025 okunma
Puan vermedi·288 syf.··
2021 12. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 18 Ekim 2021 21:32
"Mutlak aşkın ve birey olma savaşının romanı" olan Malina için ne desem eksik olacak. Yazar İngeborg Bachmann'ın "Benim erkek tarafım." dediği Malina kitabın baş kahramanının da çatışmalarını ve varoluş mücadelesini müthiş bir bilinç akışıyla sunduğu tek romanı. Öykü ve şiirlerinin de en az bu kadar vurucu olduğunu okudum ancak bu kitap sizi kahramanın depresyonuyla savurabilecek güçte bir anlatım tekniği ile yazılmış ve Bachmann Wittgenstein etkisiyle dili ustaca kullanmış. Herhangi bir olay, kurgu beklentisi içine girmeden okunması gereken kitaplar arasında Malina. Edebiyatımızda Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar'ının tekniğine benzetilebilir. İsimsiz kadının dilinden yazılan eseri şu sözleri özetliyor aslında: "Ivan ve ben: bir noktada birleşen dünya. Malina ve ben, ikimiz bir olduğumuz için: aykırılaşan dünya." Ivan ilişkinin faşist tarafı (bence), Malina da karakterin öteki (erkek) yüzü Bergmann'ın Persona'sı gibi yüzleştiği ve bocaladığı taraf olsa gerek. Bir de "Ben babamın yuvarladığı çığın altında kaldım." dediği bir otorite figürü var, sanırım Nazizmi temsil ediyor. Kitapta detaylar o kadar çok ki, aşkın hastalıklı halleri ve rasyonel hâlleri yanı sıra kadının tarihsel mücadelesi, cinayete dönüşen aşk sorunsalı.. Müzikle desteklenmiş, okudukça açılan fakat beyin yakan bu kitabı özellikle bilinç akışı seven okuyucuya tavsiye ederim. Kitapla kalın.
MalinaIngeborg Bachmann · Yapı Kredi Yayınları · 2025906 okunma
8/10
·368 syf.··
Beğendi
·
2021 11. kitabı
·
145 günde okudu
·
Okunma: 25 Eylül 2021 08:19
Felsefe okuyucusunun istediği hap ile beslenmek değil, beslenirken biraz da lezzet almak hatta, bir şölene katılmaktır. Diyor yazar bir bölümde. Kitabı da Spinoza'nın Etika'sının ve genel anlamda hayatının bir incelemesi olarak düşünebiliriz. Yazara dair söylenmesi gereken belki de akılcı bir inceleme yaptığıdır. Spinoza'yı bilim ve felsefe tarihinin entelektüel ortamında bir dönüm noktası olarak görüyor, fakat kuramın ereğini gerçekleştirrmediğini savunuyor. Çünkü spinoza'nın yolunu bir bilgelik ve ustalık yolu olarak görüyor. Spinoza okuyanlar için tekrar edeyim. Etika'da Tanrı/Doğanın varlığını bir zorunluluk ve kendi kendinin nedeni olarak görüp duyguları ve insani durumları da anlama çabası içinde içsel bir özgürleşmeye kapı aralıyor. Bu noktada yazar 'Tanrıyı insanlar cehaletin sığınağı yapmışlardır.' savıyla 'Akıllı inançtan inançlı akla' gidildiğini ispatlamış oluyor. Son bölüm, Spinoza'nın Etkilerinde ise Marx, Freud ve Einstein gibi dehaların nasıl etkilendiğini, kendi gruplarında da dışlanan ve Tanrı tanımaz düşünülen Katoliklerin yolculuğundan bahsetmiş biraz. Bana göre Etika'dan sonra okunup tekrar Etika'ya dönüş yapılması gereken bir eser bu. Çünkü Etika da ilginç bir şekilde her okunuşta farklı anlamlar bulduruyor. Çevirisi ve tek kitabı olmasına rağmen yazarın dili oldukça başarılı. Benim için çok verimli oldu..
Spinoza'nın Tao'suMoris Fransez · Kabalcı Yayınevi · 201293 okunma
Puan vermedi·264 syf.··
2021 10. kitabı
·
23 günde okudu
·
Okunma: 08 Ağustos 2021 23:40
"Her yanda varoluş; bitimsiz, fazladan, her yerde ve her zaman varoluş; ancak yine varoluşla sınırlanan varoluş." Günlük hayatın akışında herkes rolünü oynarken, her şey yolunda ilerlerken 'Ne yaşıyorum ben?' dediğiniz oluyordur muhakkak. Ya da bir köşeye çekilip insanları, varlıklarını gözlemlediğiniz zamanlar.. O anlarda içten içe bir tiksinti, bulantı sizi bulmuşsa varlığınızla yüzleşme kaçınılmazdır. Tıpkı Roquentin'in bulantısı gibi. Jean Paul Sartre şöhretini anlaşılmaktan çok anlaşılmamış olmaktan alan 20. yüzyıla damgasını vurmuş, birçok alanla ilgilenmiş bir Fransız felsefeci ve yazar. Aynı zamanda siyasetle iç içe bir yaşam sürmüş ve Fransa'nın sömürge siyaseti yüzünden Nobel Barış ödülünü reddeden bir 'kamusal entelektüel'. Diğer varoluşçular gibi varoluş özden önce gelir der, insanın dünyaya fırlatıldığını, herhangi bir iredaye tabi olmadığını ve özgürlüğünün sorumluluğunu alması gerektiğini savunur. İlk edebî kitabı olan Bulantı da bu varoluş sorunsalı üzerinden ilerler. Okurken tarzı ve içeriği bakımından Pessoa'nın Huzursuzluğun Kitabı'nı anımsattı bana. Çünkü okuru derin bir yalnızlık, varlığını yadırgama haline iten sorgulamalar içinde döndürüyor. Yalnızlığı ve bunalımı betimleyerek yaşatıyor. Ancak kötü bir dönemden geçiyorsanız bir süre erteleyebilirsiniz. Sonuçta "Varoluş bir kusurdur."..
BulantıJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 202128bin okunma