Mr.Nobody

ÇOCUK NE YAŞIYORSA ONU ÖĞRENİR Eğer bir çocuk sürekli eleştirilmişse, Kınama ve ayıplamayı öğrenir. Eğer bir çocuk kin ortamında büyümüşse, Kavga etmeyi öğrenir. Eğer bir çocuk alay edilip aşağılanmışsa, Sıkılıp utanmayı öğrenir. Eğer bir çocuk sürekli utanç duygusuyla eğitilmişse, Kendini suçlamayı öğrenir. Eğer bir çocuk hoşgörüyle yetiştirilmişse, Sabırlı olmayı öğrenir. Eğer bir çocuk desteklenip yüreklendirilmişse, Kendine güven duymayı öğrenir. Eğer bir çocuk övülmüş ve beğenilmişse, Takdir etmeyi öğrenir. Eğer bir çocuk hakkına saygı gösterilerek büyütülmüşse, Adil olmayı öğrenir. Eğer bir çocuk güven ortamı içinde yetişmişse, İnançlı olmayı öğrenir. Eğer bir çocuk kabul ve onay görmüşse, Kendini sevmeyi öğrenir. Eğer bir çocuk aile içinde dostluk ve arkadaşlık görmüşse, Bu dünyada mutlu olmayı öğrenir.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Çocuklar kolay inanan varlıklardır. Bu mesajlara anında inanırlar. Kendileri konusunda bilgi sahibi olabilecekleri başka hiçbir kaynak olmadığından, özellikle başlangıçta, tümüyle aile içinde duydukları sözlere dayanırlar. Böylece çocuk çevrede duydukları sözler yoluyla kendisiyle ilişkili bir resim, bir imaj oluşturmaya başlar. Bir yaşına geldiğinde benlik bilinci'nin temeli oluşmuştur. Dört beş yaşına geldiğinde ise kendisi hakkında o denli tutarlı ve güçlü bir kanı- iyi ya da kötü- geliştirmiştir ki bu, ömür boyu sürer. Bu kanıyı değiştirmek artık zordur.
Ancak kişilik, büyük ölçüde, içinde yetişilen sosyo-kültürel koşulların özelliklerine bağlıdır. İçinde yetişilen ortam, kendi hakkında nasıl düşünmesi gerektiğini kişiye öğretir. Büyürken çevresinde bulunan kişiler, kişinin kendi hakkında nasıl düşüneceğini önemli ölçüde belirler.
Çocuğun cinsiyetle ilgili soruları, çoğu kez, hemen önlenir ve zamanla çocuk, cinselliğin, konuşulmaması gereken "kötü" bir konu olduğunu öğrenir. Hatta, çocuk sadece konuşmamaya değil, yasaklanan konularda düşünmemeye de koşullanır. Yasaklanan konularda düşünmesi körlenir, ne var ki düşünmemek, bu konularla ilgili duyguların da yok olduğu anlamına gelmez. Duygular vardır, fakat bu duyguların ifadeleri bastırılır. Bastırılan duygular bilinçdışına itilir. Zamanla, bu duygular, bilinçdışında biçim değiştirmeye başlarlar ve artık onları tanımak, bu duyguların farkına varmak güçleşir. Ne var ki beden bu duyguları kendinde barındırır. Bedenin vermiş olduğu belirtiler dinlenirse tanınması güçleşmiş, bir köşeye itilmiş olan duyguların farkına varılabilir. Sözü konusu olan, bedenin dilidir.
"Kendini tanıma niçin gerekli?" sorusu aklınıza gelmiş olabilir. Belki bu soru, "Kendini tanıyan kimsenin, kendini tanımayan birine göre ne gibi üstünlükleri vardır?" biçiminde sorulsa daha anlamlı olur. Kendini tanıyan kimse gerçek duygu ve düşüncelerinin farkındadır. Böyle biri, başarısından dolayı elini sıktığı kimsenin yüzüne gülümserken, gerçek duygusu kıskançlıksa bunu fark eder. Bu farkında oluş sayesinde, karşısındakini niçin kıskandığı üzerinde düşünebilir ve kendisiyle ilgili bazı özelliklerden haberdar olabilir. Örneğin karşısındakinin başarısını onun cesaretli girişiminde görebilir, ne var ki kendisi baskı altında büyümüş olduğu için böylesine cesaretli girişimler yapamaz. Dolayısıyla da girişim yaparak başarı kazananları kıskanır. Kendini tanımayan bir kimseyse, gerçek duygularının farkında olamaz. Elini sıktığı kimsenin yüzüne gülümserken, içinde bir sıkıntı olduğunun belki farkına varabilir. Ancak içinde hissettiği bu duygunun gerçek içeriğini ve nereden kaynaklandığını bilemez. Böyle durumlarda, bu kimselerin kafaları karmakarışıktır ve genel bir huzursuzluk içindedirler. Herkese ve her şeye kızmaya, kavga çıkarmaya hazırdırlar. Kavga çıkardıkları kimselerse genellikle yakın aile çevresindekilerden oluşur. Böyle huzursuz günlerinde eşlerine, çocuklarına, ana-babalarına sürekli çatarlar Kendini tanıyan kimse, dış dünyadakı olayların ve iç dünyasında oluşan yaşantıların çoğu kez farkındadır. Bu tür biri, çevresindeki kişilerin kendisini nasıl etkilediğinin farkında olduğu kadar, kendisinin çevresindekileri nasıl etkilediğini de bilir. Böylece kendi yaşamını yönetebilme olanağına kavuşmuş olur. Kendini tanımayan biriyse, dış dünyadaki olayların kendisini nasıl etkilediğini bilemez. Çünkü kendi iç dünyasında olup bitenleri henüz tam algılayabılmış