Sandalımı denize indirmeliyim. Sahilde saatlerim hep boş geçiyor. Yazıklar olsun bana!
İlkbahar çiçeklenmesini bitirdi ve gitti. Şimdi ben solgun, lüzumsuz çiçek yığınlarıyla beraber bekliyor ve gecikiyorum. Dalgalar çoğaldı, sahildeki muzlim yolda sarı yapraklar titreşerek dökülüyorlar.
Hangi boşluğu seyrediyorsun? Öte sahilden dalgalarla gelen tå uzaklardaki şarkıların nağmeleriyle havadan bir titreme geçtiğini hissetmiyor musun?
Nilufer çiçeğinin açtığı günde, heyhat, aklım âvâreleşmış ve benim bundan haberim olmamıştı. Sepetim boştu ve ben bu açan çiçeğin farkına varmamıştım.
Yalnız ara sıra üstüme bir üzüntü çöktü, rüyâlarımdan uyanarak cenup rüzgârında yabancı bir râyihanın tatlı izlerini hissettim.
Bu müphem tatlılık kalbimi iştiyakla ağrıttı ve bana, sonunu arayan yazın haris nefesiymiş gibi geldi. Anlayamamıştım ki O bu kadar yakınımdaydı, "ben"deydi, benim kendimdeydi ve bu mükemmel tatlılık benim kalbimin derinliklerinde açmıştı.
Heyhat :: Yazık, ne yazık! // Müphem :: Belirsiz //
Eğer konuşmazsan, kalbimi senin sükütunla dolduracak ve onu bu sükûta tahammül ettireceğim. Susacağım, yıldızlı uyanık bir gece gibi bekleyeceğim ve bu tahammülün ağırlığından kalbimin omuzları çökecek.
Herhalde sabah olacak, karanlık gidecek ve sesin gökleri yararak altından nehirler halinde akacak.
O zaman senin sözlerin, benim kuş yuvalarımın her birinden şarkı kanatları takacak ve senin nağmelerin benim bütün koruluklarımda çiçek halinde açacak.