Kalabalığın içindesindir ama merkezin biraz dışındaymışsın gibi gelir. Grup sohbetinde varsındır ama bazı planlar önce başkalarına söylenir. Herkes birbirinin geçmiş hikâyelerini bilir, sen ise bazı şeyleri sonradan öğrenirsin. Kimse sana kötü davranmıyordur; sadece bağların derinliği eşit değildir.
Bunun en zor tarafı da genellikle açık bir dışlanma olmamasıdır. İnsan "Tam olarak neye üzüldüğümü bile anlatamıyorum" der. Çünkü ortada kavga yoktur, kırgınlık yaratacak net bir olay yoktur. Sadece bir gün fark edersin ki bazı insanlar birbirlerinin ilk aradığı kişidir, sen ise biraz daha sonraki sıradasındır.
İlginç olan şu: Birçok arkadaş grubunda herkes kendini başka birinin gözünde "o kişi" sanabilir. Dışarıdan bakınca çok sağlam görünen grupların içinde bile insanlar zaman zaman "Acaba ben olmasam fark edilir miydi?" diye düşünebiliyor.
Ama yakınlığın derecesi, değerin derecesi değildir. Bazen insanlar yıllarca görüştükleri için daha iç içe olur; bazen karakterler farklıdır; bazen de ilişki henüz o derinliğe ulaşmamıştır. Bu, kişinin sevilmediği anlamına gelmez.
Yine de insanın canını sıkar. Özellikle bir gün dönüp "Ben bu insanları düşündüğüm kadar onlar beni düşünüyor mu?" sorusunu sorduğunda.
Sanırım bu fark edişin en acı tarafı dışarıda bırakılmak değil; kendini içeride sandığın yerin aslında düşündüğün kadar içerisi olmadığını anlamaktır.