Bazı kitaplar bilgi verir, bazıları ise insanın kalbine dokunur. Üç ciltlik Şifâ-i Şerîf Şerhinin ilk cildi benim için ikinci gruba giren eserlerden biri oldu. Hz. Peygamber’i (sav) sadece tarihî bir şahsiyet olarak değil; ahlâkı, faziletleri, üstün vasıfları ve ümmeti üzerindeki hakkıyla yeniden tanıma imkânı sunuyor.
Eser boyunca dikkatimi en çok çeken şey, anlatılanların kuru bir bilgi yığını olmaktan uzak oluşuydu. Her bölüm, Resûlullah’a (sav) duyulan sevgi ve hürmeti daha derinden hissettiren yeni bir pencere açıyor. Klasik bir metin olmasına rağmen başarılı tercümesi ve açıklamaları sayesinde takip etmekte zorlanmadım. Yer yer not alma ihtiyacı hissettim, yer yer de okuduklarım üzerinde uzun uzun düşündüm.
Özellikle Hz. Peygamber’in (sav) değeri ve ümmeti için taşıdığı anlam üzerine yapılan vurgular, kitabı benim gözümde sıradan bir okuma olmaktan çıkardı. Bu eser sadece okunacak değil, aynı zamanda üzerinde tefekkür edilecek kitaplardan biri.
İlk cildi bitirdiğimde devamını okumak için ne kadar sabırsızlandığımı fark etsem de içinde bulunduğum yoğun dönemin esere hak ettiği ilgiyi göstermeme engel olacağını düşündüm. Bu nedenle diğer ciltleri, daha geniş vakit ayırabileceğim bir zamana ertelemeye karar verdim.
Hem ilmî derinliği hem de manevî atmosferiyle bende güçlü bir iz bırakan bu eser, şimdiye kadar okuduğum kitaplar arasında özel bir yere sahip oldu.