Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Yaşlılar sahip oldukları yapıyı korumaya çalışırlar ve içsel nörobilişsel yapıları ile dünya arasında bir uyumsuzluk olduğunda dünyayı değiştirmenin yollarını ararlar. Yavaş yavaş çevrelerini küçültmeye, kontrol etmeye ve tanıdık hale getirmeye başlarlar. Ama bu süreç, bariz bir şekilde tüm kültürel toplulukların diğer kültürlere kendi dünya görüşlerini empoze etmeye çalışmalarına yol açar, özellikle de globalleşmenin farklı kültürleri yakınlaştırdığı ve haliyle bu sorunu kötüleştirdiği modern dünyada şiddete meyilli hale gelmelerine neden olur.
Yaşlandıkça plastisitemiz azalır, kendimizi dünyaya göre değiştirmemiz, bunu yapmak istesek bile bizim için gitgide daha zor olmaya başlar. Tanıdık dürtüler daha zevkli hale gelir, ilişki kurmak için kafa dengi kişiler ararız ve araştırmaların gösterdiği üzere inançlarımıza ya da dünyaya dair algımıza uymayan bilgileri görmezden gelmeye, unutmaya ya da kötülemeye çalışmaya meylederiz çünkü aşina olunmayan biçimde düşünmek ve algılamak stresli ve zor gelir.
Birçok deney, Doğulular nesneleri birbirleriyle olan bağlantılarını görerek ya da bir bağlam içerisinde bütünsel olarak algılarken Batılıların bireysel olarak algıladığını onaylıyor. Doğulular geniş açılı mercekle görürken Batılılar odak noktası daha net, daha dar açılı bir mercekle görüyor. Plastisite hakkında bildiğimiz her şey, bir günde yüzlerce kez tekrarlanan, yani yoğun bir şekilde pratik edilen bu farklı algılama yollarının, hissetme ve algılamadan sorumlu nöral ağlarda değişime yol açmış olması gerektiğini düşündürüyor.