Hobiler bile beynimizi değiştirir: Meditasyon yapanların ve meditasyon öğretmenlerinin, dikkati toplu tutmakla aktive edilen korteks bölümü olan insulaları daha kalındır.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Değişmeyen tekrarlar içeren her şey (kariyerimiz, kültürel aktivitelerimiz, becerilerimiz ve nevrozlarımız) katılığa yol açabilir. Aslında bu katı davranışları geliştirebilmemizin sebebi de nöroplastik bir beyne sahip olmamızdır. Pascual-Leone'nin metaforunun ortaya koyduğu üzere nöroplastisite, bir tepedeki yumuşak kar gibidir. Bir kızakla tepeden aşağı kayarken esnek olabiliriz çünkü yumuşak kar üzerinde her seferinde farklı bir yol izleme şansımız vardır. Ama ikinci ya da üçüncü seferde de aynı yolu izlersek kar üzerinde izler oluşmaya başlar ve kısa sürede izlerin oluşturduğu tek bir rotaya bağlı kalmak durumunda kalırız. Tıpkı bir kez kurulduğunda kendi kendini devam ettirmeye meyleden nöral devreler gibi rotamız da sabit bir hale gelir. Nöroplastisitemiz hem zihinsel esneklik hem de zihinsel katılık geliştirebildiği için kendi esneklik potansiyelimizi küçümsemeye meylederiz ki çoğumuz bu potansiyeli yalnızca anlık olarak deneyimleriz.
Freud, plastisite eksikliğinin alışkanlık gücüyle bağlantısı olabileceğini söylerken haklıydı. Nevrozlar, alışkanlık gücüyle sağlamlaşmaya meyillidirler çünkü özel teknikler olmadan engellenmesi ve yönlendirilmesi mümkün olmayan, bilinçsizce tekrarladığımız örüntüler içerirler.
1896'da Freud, bellek izlerinin "yeni durumlara bağlı olarak yeniden düzenlendiği", yani "yeniden kaydedildiği"yle ilgili bir yazı kaleme aldı. "Dolayısıyla teorimle ilgili asıl yenilik, belleğin bir kez değil, birçok kez oluştuğu savıdır," diye yazdı. Anılar "her bakımdan sürece paralel olarak" sürekli yeniden şekillendirilirdi, "tıpkı bir ulusun, tarihinin ilk dönemleriyle ilgili efsaneler oluşturması gibi". Freud, nörobilimcilerin de ortaya koyduğu üzere belleği değiştirmek için anıların bilincinde olunması ve bilinçli farkındalığın odağı haline gelmeleri gerektiğini savunuyordu. Ancak ne yazık ki erken çocuklukta yaşanan olaylarınbazı travmatik anılarına, Bay L. vakasında olduğu gibi bilinçli olarak kolayca erişilemeyebiliyordu, bu yüzden de değişmiyorlardı.
Freud'un üçüncü fikri, belleğin plastik olduğuyla ilgili düşüncesiydi. Freud'un öğretmenlerinden miras aldığı düşünceye göre yaşadığımız olaylar zihinlerimizde kalıcı bellek izleri bırakabilirdi. Ama Freud hastalarla çalışmaya başladıktan sonra, yaşanan olayların belleğe bir seferde yerleşmediğini ya da sonsuza dek değişmeden yer edecek şekilde "kazınmadığını", müteakip olaylarla değiştirilebileceğini ve yeniden kaydedilebileceğini gözlemledi. Freud, olayların yaşandıktan yıllar sonra hastalar için değişik anlamlar ihtiva edebildiğini ve bunun üzerine hastaların bu olaylarla ilgili belleklerini değiştirebildiğini gözlemledi.