Büşra

Büşra
Hızla yaşanan ve hiçbir şeyin uzun kalmadığı, yavaş hiçbir şey içermeyen bir hayat, hızlı, kısa vadeli ve kısa yaşanan deneyimlerle nitelenen bir hayat, "deneyim oranı" ne kadar yüksek olursa olsun, kısa bir hayattır.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Zamanın eskiye göre kayda değer şekilde daha hızlı ilerlediği izleniminin kökeninde de bugün bulunma becerisinin kaybedilmiş olması, sürem deneyiminin nadirliği vardır. Acele ettirilme hissinin "kaçırma korkusunun" sonucu olduğu varsayımı yanlıştır: "(Değerli) şeyleri kaçırma korkusu ve bunun sonucunda, hayatın temposunu artırma arzusu ... erken modem dönemde gelişmeye başlayan ve kişinin 'dünyevi seçeneklerin tadını çıkaran' bir hızlanma -yani, deneyim oranını yükseltme- sayesinde hayatını daha tam ve zengin bir deneyim haline getireceğini ve böylece 'iyi hayat'ı gerçekleştireceğini varsayan kültürel programın sonucudur. Kültürel hızlanma vaadinin temelinde bu fikir vardır. Bunun sonucunda, özne daha hızlı yaşamak ister." Oysa gerçekte tam tersi geçerlidir. Daha hızlı yaşamaya çalışan herkes nihayetinde daha hızlı ölecektir. Hayatı daha doyurucu hale getiren şey olayların toplam miktarı değil, sürem deneyimidir. Bir olayın diğerinin hemen ardından geldiği yerde, kalıcı hiçbir şey meydana gelmez. Tamamlanma ve anlam nicelikten yola çıkarak açıklanamaz. Hızla yaşanan ve hiçbir şeyin uzun kalmadığı, yavaş hiçbir şey içermeyen bir hayat, hızlı, kısa vadeli ve kısa yaşanan deneyimlerle nitelenen bir hayat, "deneyim oranı" ne kadar yüksek olursa olsun, kısa bir hayattır.
Hayatın dengesini bozan şey, zamansal kütleçekiminin eksikliğidir. Hayat ritmini tamamen kaybettiğinde, zamanda arızalar baş gösterir. Anlatısallıktan çıkarmanın semptomlarından biri, gerçekte hiçbir şey hızlanmazken, hayatın kendisinin hızlandığına dair belli belirsiz duygudur. Daha kesin ifadesiyle, aceleye getirme hissi söz konusudur.
Özgür olmak bağlanmamış olmak veya bağlayıcı olmamak anlamına gelmez. Bağlarını koparmak ve iliştirilmişlikten çıkmak değil, içerilmek ve iliştirilmek özgürleştirir. Tam bir ilişkisizlik kaygı ve huzursuzluğa yol açar. "Özgür", "barış" veya "huzur" ve "arkadaş" gibi sözcüklerin kökeni olanı fri, "sevmek" anlamına gelir. Dolayısıyla "özgür"ün esas anlamı "arkadaşlara veya sevilen insanlara bağlı olmak"tır. İnsan sevgi ve arkadaşlık ilişkilerinde kendini özgür hisseder. Bizi özgür kılan şey bağların yokluğu değil, bağlı olmaktır. Özgürlük, en mükemmel haliyle, ilişkilere mahsus bir sözcüktür. Dayanak olmadan özgürlük olmaz.