E.

E.
@Diyalektik_adam
“Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine” Nazım Hikmet Ran
Her şeye rağmen yine de, sosyalist olduğunu yazılarıyla açıklamış olan Aybar’ın, o dönem bazı DP’lilerle görüşmesi, DP sıralarından milletvekili adayı olması, bugünden geriye bakıldığında garipsenebilir; bunun nedeni DP’nin nasıl bir parti olduğunun, nasıl bir yönetim gösterdiğinin zamanla görülmüş olmasıdır. Oysa 1946 yılında durum farklıydı. Adnan Menderes DP’nin kuruluş aşamasında, “Halk Partisi’ne nazaran iki parmak daha soldayız” derken, polislerce evi aranan ve kitapları götürülen bir gazeteciye de, “Bir gün bu memlekette … sosyalist partisinin de kurulduğunu göreceğiz. O zaman demokrasi gelecek.” diyordu. Fuat Köprülü sosyalizme inandığını bile söylemişti. Bunlar belki samimi sözler değildi (örneğin Celal Bayar, Nadir Nadi’ye “İcabederse biz sosyalist olmasını da biliriz!” demişti), ancak bunlara o anda inanmamak için fazla bir ipucu da henüz yoktu. Hatta bunun tersine, CHP’liler tarafından, DP’nin Rus parasıyla kurulduğu, “komünist amaçlar” güttüğü gibi, bugünden bakınca gülünç gelen iddialar bile ortaya atılmıştı.
Alıntı
E.
İşte böyle bir ortamda, yıllardır tek parti yönetiminin ağır baskısını doğrudan yaşayan, buna büyük tepki duyan ve geniş halk kitlelerinin çektiği sıkıntıları gören solcu aydınların büyük bölümü, ya DP’ye oy vererek, ya da vermese bile, CHP yerine iktidara gelmesini isteyerek DP’yi desteklemişlerdir. Aybar da bunlardan biridir; kendi anlatımıyla, “Demokratlarla aynı görüşleri paylaşmıyordu” ama, “ilerde DP’nin demokrasi yolunu tıkayacağını da ciddi olarak düşünmemişti.
Reklam
"Halk eleştirilmez mi?" "Eleştirilir ama bu kadar değil. Herkes halkı eleştiriyor ama kimse de lütfedip halkın eleştirilerini dinlemiyor.
E.
Muhalefete duyurulur.
Ecevit’i 1980 sonrası tanıyan sol eğilimli genç kuşakların takdir edebileceği en önemli erdemi “Robespierre’vari yozlaştırılamazlığı” ve “siyasette geçmiş onca yıla rağmen mütevazı mal varlığı”ydı. Gerçekten de politik kariyeri göz önüne alındığında Ecevit’in en dikkat çeken özelliklerinden biri dürüst ve siyasetin kirine bulaşmamış temiz bir politikacı olmasıydı. Siyasette adını duyurmaya başladığı andan itibaren sade yaşantısı ve mütevazı kişiliğiyle ön plana çıkmıştı. Lüks makam aracı istemeyen ve Başbakanlık Konutu’nun sadece bir odasını kullanan bir başbakan olarak gazetelere haber oluyordu. “Bir lokma bir hırka” düsturunu yansıtır biçimde, hiçbir zaman “malda mülkte, parada pulda” gözü olmadı. Geride bıraktığı mal varlığı, Ankara Or-an’da bir daire ve Gölbaşı’nda küçük bir arsadan ibaretti. Fakat yolsuzluğa bulaşmamada ki başarısını aynı olguyla mücadelede gösteremedi.
Alıntı
E.
Neredeyse tüm partilerin ve bazı liderlerin yolsuzlukla anıldığı ve imaj erozyonu yaşadığı yıllarda Ecevit, kirlenmemiş siyasetçi imajıyla parlıyordu. Kamuoyu yoklamalarında, dürüst siyasetçi sıralamasının en başında Bülent Ecevit adı geliyordu. Yolsuzluklarla iyice köşeye sıkışan DYP ve ANAP liderleri aynı günde toplanan soruşturma komisyonlarıyla karşılıklı olarak birbirini aklıyorlardı. İlginçtir ki bu aklama sürecine destek verenler arasında Başbakan Yardımcısı Ecevit ve DSP’li vekiller de vardı. Cumhurbaşkanı Sezer, kendisine bağlı Devlet Denetleme Kurulu’nu kamu bankalarını soruşturmakla görevlendirmiş, bu da hükümetin tepkisini çekmişti. Üstelik Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz ve ANAP’lı bazı bakanların adının geçtiği yolsuzlukları soruşturan savcı Talat Şalk, hükümetin müdahalesiyle görevden alınmıştı. Cumhurbaşkanı, toplantıda yolsuzlukla yeterince mücadele edilmediği ve yargıya baskı yapıldığı gerekçesiyle Başbakan Ecevit’i sert bir dille eleştirmişti.