Avrupa’nın yanında, kendimizi zengin
çocuğun bahçesine duvarın üstünden bakan
yoksul çocuklar gibi hissettiğimiz 70’li yıllarda,şeytanın bacağını kırmayı beklediğimiz ve herseferinde taptaze umutlar beslediğimiz en önemli yarışma Eurovision’du. Uzun yıllar
boyunca sesimizi duyurmayı, “biz de varız”
demeyi bekledik. Henüz “Avrupa Avrupa!
Duy sesimizi, bu gelen Türklerin ayak sesleri”
söylemi yaratılmamış, Galatasaray Süper
Kupa’nın sahibi olmamıştı. Futbolda
umudumuz yoktu, bari müzikte bir şeyler
yapabilseydik. Türkiye seçmelerinden itibaren
tek yumruk olurduk. Hemen herkesin
Eurovision’a katılacak parça hakkında bir fikri,
ölümüne savunmaya hazır olduğu görüşleri
olurdu. Türkiye elemelerinde iyi müzik değil,
“ülkemizi temsil kudreti” arardık. Kendimizi
göstermeli, ülkemizi tanıtmalı, başarılı
olmalıydık.