Bizi nasıl kandırdılar, aldattılar, sonunda, halk dalkavuğu yaptılar. Halk bilir, halk herşeyi bilir, halkta büyük bir sezgi vardır.
Yalan, hepsi yalan... «Halk herşeyi bilir demek dalkavukluğu bile, halkı kendilerinden ayrı, bambaşka, umacı koskocaman bir dev yaratık görmek değil de nedir? Yalandan halkı sever göründükçe halka dalkavukluk ettikçe, bu yalanlara gerçekten inanan benim gibi tek-tük kişiler, bilgisizliğin, görgüsüzlüğün, geriliğin kızgın, sonsuz çölüne sızan cılız sular gibi kuruyup, bitip gideceğiz.
«Halk bilir, halk sezer» sözünde, dikkat et, halkı bir küçümseme, hiçe sayma, sevmeme var. Yalan, bir büyük yalan içinde uyuşmuşuz. Halk hiçbişey bilmiyor. hiçbişey sezemiyor. Bilse, sezse, bunca yüzyıllardan beri, aldatılır, kandırılır mıydı? Nasıl bir uyuşturucu yalan bu... Gerçekten bu halkın bilip öğrenmesini istememişiz. İsteseydik, önce halkımızı bütün acı gerçekleriyle tanır, ondan sonra ne yapmamız gerektiğini düşünürdük. Kendi halkımızı olduğundan üstün saymak neden, Tanrı bir okur-yazar bile olmayan sanlara iltimas mı yapmış?