Doğa Yener

10/10
·211 syf.··
Beğendi
·
2022 82. kitabı
·
30 saatte okudu
·
Okunma: 14 Ekim 2022 21:22
Doğru zamanda, doğru ortamda, doğru ruh haliyle okunduklarında insanın hayatını derinden etkileyecek kitaplar vardır. Bir Tereddüdün Romanı benim için böyle bir kitap oldu. Çok uzun zamandır beni böylesine etkileyen, içimi büsbütün ürperten ve beni bu kadar hayat hakkında ciddi ciddi düşünmeye iten bir kitap okumamıştım. Kitabın baş karakteri olan yazarımız kitabın yazıldığı dönemde ki (1930'lu yıllar) dünya vatandaşını simgeliyor. Ülkeler arasındaki gerginlik bireylerin hayatlarına yansımış. Yazarıyla, sanatçısıyla ve aydınıyla toplum batı ve doğunun çarpışmasından doğan gerginlikte boğuluyor. Yaşam ile ölüm, zenginlikle yoksulluk, gericilik ve ilericilik, demokrasi ve monarşi, özgürlük ve tutsaklık, fransızca ve italyanca, bakirelik ve sokak kadınlığı, içki ve uyuşturucu... Yaşamın anlamı ne? Koskoca evrende bir bakteri kadar bile değerimiz yokken kendimize, hayatımıza ve düşüncelerimize yüklediğimiz bu anlam da ne? Revolverin tetiğini çekmek, köprüden atlamak, bir kutu hap içmek bu kadar kolayken neden yapamıyoruz? Neden mutsuz olduğumuz halde yaşamaya devam ediyoruz? Neden inat ediyoruz? Neden evleniyor, neden boşanıyoruz? Neden çocuk yapıyoruz? Neden yaşamdan hiç zevk alamadığımız halde yaşamaya devam etmeye mahkumuz? Kitap boyunca bunları düşündüm durdum, belli ki bundan yüz yıl önce yazar da aynı soruları sormuş kendine. Yoksa kitabın adını ''Bir Tereddüdün Romanı'' koyar mıydı, romanındaki baş karakterinin yapayalnız ve mutsuz bir hayat yaşamasına izin verir miydi, öbür baş karakterinin defalarca kez ölümle yaşam arasında gidip gelmesine izin verir miydi? Bu kitap ölümle yaşam arasında gidip gelen sana, kalabalıkların içinde kaybolan ona, mutluluğu asla yakalamamış ve yakalayamayacak olan bizlere gelsin...
Bir Tereddüdün RomanıPeyami Safa · Ötüken Neşriyat · 19989,1bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
10/10
·408 syf.··
Beğendi
·
2022 68. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 16 Ağustos 2022 13:52
Hayatımda hiçbir insana acımadığım kadar çok acıdım Charles Bovary'ye. Hem de ilk satırdan son satıra kadar. Silik bir çocuktu, ailesi onu bir kuklaymış gibi yönetiyorlardı. Köy okuluna git, koleje geç, tıp oku, evlen... Kendi başına aldığı ilk karardı belki Emma'ya aşık olmak, aşkın insanın iradesiyle gerçekleştiğiyse tamamen bir muamma. O kadar çok sevdi ki Emma'yı... Onun sağlığı için kurulu düzenini bozup bambaşka bir yere gitti, her hasta olduğunda başından bir saniye olsun ayrılmadı, parasını onun olup olmadık zevkleri için döküp saçtı, senetler imzaladı... Oysa Madame Bovary daha büyük bir şeylerin peşindeydi. Charles'ın masum, taşra tipi aşkı doyuramazdı onu. Yasak elmayı istiyordu, yasaklı şeyi gerçekleştirirken duyulan o hazzı, şehveti, tutkuyu istiyordu. Ne Léon ne de Rodolph'tu onun aşık olduğu. Kocasından, hayatından son hız kaçarken yaşadığı adrenalindi. Léon'un da Rodolph'un da onu acayip bir tutkuyla sevdiğini düşündü, böyle düşündükçe kocasından uzaklaştı. Oysa öldüğünde ne Léon ne Rodolph yas tuttu, hayatlarına kaldıkları yerden devam ettiler. Hatta Léon bir başkasıyla evlendi. Zavallı Charles karısına duyduğu özlemin içinde boğuldu ve en sonunda öldü.
Madam BovaryGustave Flaubert · Can Yayınları · 202240,9bin okunma
8/10
·468 syf.··
Beğendi
·
2022 52. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2022 18:50
Zweig her zaman beğendiğim, hayran olduğum bir yazar oldu. Kendisiyle on iki yaşında Satranç kitabı sayesinde tanıştık, geçen üç yılda bolca kitabını okudum. Yeri geldiğinde kocasını aldatan bir kadını yeri geldiğinde hayattaki amacını arayan bir adamı büyük bir ustalıkla, öyle allayıp pullamadan ama kesinlikle mükemmel bir dille anlatabilmesine hayran kalmıştım, hala hayranım. Ancak aklımda hep şu soru vardı: ''Dünya'nın bu kadar farklı coğrafyalarından, bu kadar farklı seviyelerinden insanı nasıl bu kadar ustalıkla yansıtan bu adam gerçekte nasıl biri?'' Zweig'ın günlükleri tam anlamıyla Zweig'in yazarlığının ilk döneminden intihar edişine kadar geçen dönemdeki değişimini konu alıyor. Hoppa, çapkın ve romantik otuz üç yaşındaki bir adamın yaşanılan onca savaştan, edinilen onca tecrübeden sonra nasıl bezmiş, yorgun ve ümitsiz birine dönüştüğünü görüyoruz. Günlüğün ilk yıllarında gençliğin tüm tutkuları ve aşırı istekleriyle hayatının o döneminde yazdığı eserlerindeki o yumuşak, umutlu ruh hali hakim. Oysa sayfalar ilerledikçe ruhunun üzerinde gezinen kara basan giderek koyulaşıyor ve Zweig'ın eserleri üzerinde etkisini arttırıyor. En sevdiğim yazarın ruh halini anlamam bir yana tarihi olayların insan ruhunda ve toplumda yarattığı büyük çaplı etkilerini anlamama da yardım olduğu için kitaba bayıldım. Yalnız bazı sayfaların haddinden uzun olduğunu da düşünmeden edemedim, yine de Zweig kimdir sorusunu soran okuyuculara önerimdir.
GünlüklerStefan Zweig · Can Yayınları · 1997289 okunma
Babama mektup
10/10
·80 syf.··
Beğendi
·
2022 42. kitabı
Bu tip kitapların incelemeye veya eleştiriye açık olduğunu çok düşünmüyorum. Çünkü aslında gözleriniz sayfalar arasında dolaşırken ve dimağınız süzgecinden her bir sözcüğü geçirirken Kafka'nın babasını, onun despotluklarını, onun hatalarını, onun kabadayılıklarını özümsemiyor aksine kendi babanızı, kendi ailenizi görüyorsunuz ve bir süre sonra kitaptan tamamen kopup kendi anılarınız arasında dolaşmaya başlıyorsunuz. Sözü daha fazla uzatıp kişisel konular üzerinde durmak, kendi babam şöyledir ve böyledir, şu yönlerden Kafka'nın babasına benzer demek istemiyorum. Umarım siz de okurken benim kadar keyif alır, unutulmaya yüz tutmuş anılarınızın arasında kısa da olsa bir tura çıkma şansına erişirsiniz...
Babaya MektupFranz Kafka · Ren Kitap · 201754,1bin okunma
Dosto ile psikanalizin derinlerine doğru...
9/10
·455 syf.··
Beğendi
·
2022 40. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 25 Mayıs 2022 07:30
Bazı kitaplar vardır, okursunuz ve ''Güzeldi'' dersiniz, ancak üzerine bir daha düşünme gereği duymazsınız, öylece kitaplığınıza kaldırır ve sonsuzluğa kadar unutursunuz onu. Bazıları vardır, okurken anlarsınız sizin için özel olacağını. Kitaplığınıza kaldırsanız bile durup dururken aklınıza esip aniden onu yerinden edip kitabı karıştıracağınızı, sayfaları ve satırları arasına gömdüğünüz onca duyguyu diriltmek için can atacağınızı bilirsiniz. Karamazov Kardeşler benim için böyle bir kitap oldu işte, hüzünlü bir şekilde annemle ortaklaşa paylaştığımız kitaplığa kaldırsam da her pazar günü Anna Karenina'nın ölümünü okuduğum gibi Karamazov Kardeşler'den de kimi kısımları okumaya ve okumasam bile sıklıkla İvan'ı, Alyoşa'yı, Mitya'yı, Fedor'u, Gruşenka'yı, Katya'yı ve hatta İlyuşka'yı düşünmeye devam edeceğim. Ve hüzünlü bir şekilde fark edeceğim ki Dostoyevski'nin bana sunduğu o yaşam, hemen yanıbaşımda ilerleyen yaşamdan daha coşkun, daha güzel ve daha... daha gerçek gelecek. Yazıldığı günden bu yana milyonlarca insanın yaptığı gibi İvan karakteri şöyleydi, Mitya toplumun şu kesimini teslim ediyordu, yazar Alyoşa karakterini yazarak bize şu fikri aşılamak istiyor diyebilirim. Ancak bu, tekrara girmekten başka bir şeye yaramaz. Çünkü bence Dostoyevski'nin kurduğu evrendeki karakterlerin her birine başlı başına birer roman yazsak yine de onları anlamayacak bir kesim hep var olacak. Üstelik, bizim tam olarak onları anlayabileceğimiz bile şüpheli! Kusursuz bir aşkı, kusursuz bir babayı, kusursuz bir anneyi, kusursuz bir kardeşliği, kusursuz bir dostluğu, kusursuz bir toplumu, ''kusursuzu'' anlatsaydı, mutlu bir sonla bitseydi ''Karamazov Kardeşler'' belki, hatta muhtemelen bu kadar okunmayacaktı, bu kadar takdir edilmeyecek, yüzyıllar sonraki bir nesle hitap edemeyecekti.
1000Kitap
Karamazov KardeşlerFyodor Dostoyevski · Olympia Yayınları · 202045,4bin okunma