Hamnet isimli kitabı, aynı isimle bir filmin yayınlanacağını gördükten sonra keşfettim. Film hakkında çok iyi yorumlar okuyunca merakım daha da arttı ve filmi izlemeden önce kitabı okumaya karar verdim. Çünkü bende uzun zamandır şöyle bir alışkanlık var: Eğer bir kitaptan uyarlama film ya da dizi çıkacaksa, önce mutlaka kitabını okuyorum. Böylece filmi izlediğimde hikâyenin etkisini çok daha yoğun hissediyorum.
Daha önce de bunu birçok kez yaptım. Yüzüklerin Efendisi, Marslı, Dune, Bird Box, Dan Brown’un kitapları, Usta ile Margarita… Hatta Usta ile Margarita’nın kitabını okuduktan sonra filmini izlemek benim için bambaşka bir deneyim olmuştu. Bu yüzden Hamnet’te de aynı yolu izlemek istedim.
Kitabı temin edip okumaya başladığımda açıkçası beni en çok etkileyen şey hikâyenin kendisinden çok Maggie O’Farrell’ın yazarlığı oldu. Özellikle evladını kaybetmiş bir annenin yaşadığı acıyı, yas sürecini ve iç dünyasını inanılmaz güçlü bir şekilde yansıtıyor. Agnes’in hissettiği o sessiz yıkımı okurken gerçekten insanın içine işleyen bir duygu oluşuyor.
Ben de otuz sekiz yaşındayım ve beş ay önce baba oldum. Bu yüzden kitap beni normalden çok daha fazla etkiledi. Hatta bazı bölümlerde ister istemez kendi oğlumu düşündüm. Sanırım kitabın bende bu kadar derin iz bırakmasının en büyük nedeni de buydu.
Hamnet, konusu itibarıyla beni hayran bırakan bir kitap olmadı belki; ama duyguları aktarma biçimi, kullandığı dil ve yarattığı atmosfer açısından gerçekten ustalık işi bir romandı. Açık konuşmak gerekirse, kolay kolay yapmadığım halde bu kitaba 10 puan veriyorum.
Herkese gönül rahatlığıyla tavsiye ederim.