Douha

Douha
@Dohamstc
_douha.mstc Instagram
“Beynin”
Psikolojik Çöküş ve Beynin Kendini Kapatma Mekanizması (Bilimsel Gerçek) İnsan beyni aşırı üzüntü, korku veya öfke yaşadığında bunu sadece “duygu” olarak değil, fiziksel bir tehdit gibi algılar. Bu durumda stres hormonları (özellikle kortizol ve adrenalin) çok yükselir ve beynin bazı bölgeleri geçici olarak işlevini azaltır. Bilimsel araştırmalar, yoğun ve kronik stresin sinir hücrelerinin bağlantılarını zayıflatabildiğini, yeni nöronların hayatta kalmasını engelleyebildiğini ve hatta bazı beyin bölgelerinde küçülmeye yol açabildiğini göstermektedir. Aşırı stres anında beyin, özellikle karar verme ve mantıklı düşünmeden sorumlu prefrontal korteksi geçici olarak “kapatır” ve ilkel savunma merkezleri (amigdala gibi) kontrolü ele alır. Bu yüzden kişi kendini kopmuş, donmuş veya boşlukta hissedebilir. Bu durum aslında beynin kendini koruma mekanizmasıdır. Psikolojide bu duruma dissosiyasyon denir. Dissosiyasyon, zihnin dayanamayacağı kadar yoğun travma veya duygusal yük karşısında gerçeklikten uzaklaşarak kendini korumasıdır. Yani “beyin kapandı” veya “sinir hücreleri anında öldü” gibi görünen şey, çoğu zaman beynin hayatta kalmak için bağlantıları geçici olarak azaltması ve dış dünyayla temasını kısmak için geliştirdiği biyolojik bir savunma sistemidir.
Reklam
“Allah’ın eli devreye girdiğinde, ben elimi çekerim. O an bana hazırlanan merhametin nasıl bir şey olduğunu çok iyi bilirim. Gözlerimle görürüm: Allah beni korumak için gemimi deldirir, bana zarar verecek olanı kırar. Artık bana hizmet etmeyen hedefleri öldürür ki yerine yenilerini yaratsın ve benden aldığından daha hayırlısını bana versin. Ben Allah’ı severim ve O’na güvenirim; O’nun engin merhametine tam bir yakînle inanırım.”
Duygu ve Düşünce
Kur’an’dan çıkarılan beş temel ilke, insanın psikolojik dayanıklılığını, iç disiplinini ve yaşam başarısını artıran evrensel bir kişisel gelişim çerçevesi sunar. Birinci ilke, gerçek değişimin dış koşullardan önce bireyin düşünce yapısında başladığını vurgular; modern psikolojide buna bilişsel dönüşüm denir. İkinci ilke, zorlukların içinde fırsat ve öğrenme potansiyeli bulunduğunu gösterir; bu, günümüzde “dirençlilik” ve “büyüme odaklı zihniyet” kavramlarıyla örtüşür. Üçüncü ilke, bireysel sorumluluk bilincini geliştirir; başarıların ilahi bir lütuf, hataların ise kişisel tercihlerle ilişkili olduğunu fark etmek, insanın öz farkındalığını ve etik gelişimini güçlendirir. Dördüncü ilke, öz denetim ve değer temelli yaşamın bireye hem psikolojik istikrar hem de beklenmedik fırsatlar sağladığını ifade eder; bu, modern bilimde öz kontrol ve amaç odaklı yaşamın başarı üzerindeki etkisiyle paraleldir. Beşinci ilke ise emek, disiplin ve sürekli çabanın başarıdaki belirleyici rolünü ortaya koyar; performans psikolojisi ve davranış bilimi de uzun vadeli başarıların tutarlı çabayla inşa edildiğini göstermektedir. Kişisel gelişim, bir günde gerçekleşen bir dönüşüm değil, bilinçli seçimlerle şekillenen uzun vadeli bir süreçtir ve insanın potansiyelini gerçekleştirmesi için zihinsel, ahlaki ve davranışsal düzeyde sürekli bir inşa gerektirir.
Kitap Alıntısı
(Erkekler kadınlar üzerinde kavvamdır )
﴿ الرِّجَالُ قَوَّامُونَ عَلَى النِّسَاءِ ﴾ Allah böyle dedi… “Erkekler zorbadır, baskıcıdır, kalpleri korkutan efendilerdir” demedi. Kavvamlık kaldırılan bir el değildir, sert bir ses değildir, evde korku eken bir “erkeklik” hiç değildir. Kavvamlık; beni senden soğutmak, hayattan soğutmak ve geceleri sana dua etmek yerine sana karşı dua ettirmek değildir. Kavvamlık… yorulduğumda beni sarmaktır, zayıfladığımda şefkat olmaktır, eğildiğimde arkamda bir dağ gibi durmaktır, bir güzel sözle beni yeniden hayata döndürmektir, kadını savaş alanı değil, güvenli bir vatan yapmaktır. Kavvamlık; eve özlemle dönmemdir, göğsümde korku ve yaralarla değil. “Allah’ım onu bana koru” dememdir, “Ya Rab, hakkımı ondan al” demem değildir. Kavvamlığı zulme çeviren, ayetin ruhuna ihanet etmiştir, onu rahmete dönüştüren ise dini güçle değil, kalbiyle anlamıştır.
Din
أَنَا امْرَأَةٌ لَا تَقْبَلُ بَقَايَا الْإهْتِمَامِ وَلَا ترضى' بِحُبٍ يَأْتِي مُتَأَخِّراً دُونَ ٱلْتِزَام خُلِقَ قَلبِي لِلحبِّ كَامِلاً لا تُغْوِيهِ أَنصَافُ الْكَلاَم وَلَا يَنْحَنِي لِفُتاتِ اَلْوُعُودِ يَبْنِيمِنْهَا فِي اَلْمَنّامِ امْرَأَةٌ لَا تَقْبَلُ بِالظِّلِ رَجُلاً وَتَسْتَحِقُّ شَمْسَ التَّمَامِ لَا أَسْهَرُ لَيْلِي حائرةً أهذَا هَوَانٌ .. أمْ هِيَامٌ؟ وَلَنْ أَسْكِنَكَ دَارَ المُحِبِّ تَدْخُلُهَا مَتَىٰ تَشَاءُ وَتَغِيبُ بِلَا اَحْتِرَام لَا تَعْرِفُ الْحُبَّ إِلَّا مَقَامًا أَوْ سَلَاماً.👸 Ben, ilgimin kırıntılarını kabul etmeyen bir kadınım. Geç gelen, sorumluluk taşımayan bir sevgiyi asla kabullenmem. Kalbim, eksiksiz ve bütün bir sevgi için yaratıldı; yarım sözlere kanmaz, rüyalarla inşa edilen kırık vaatlerin kırıntılarına eğilmez. Ben, gölgede kalmayı kabul etmeyen bir kadınım; bir erkeğin gölgesini değil, bütünlüğün güneşini hak ederim. Gecelerimi “Bu bir aşağılama mı, yoksa bir tutku mu?” diye sorgulayarak uykusuz geçirmem. Ve seni, dilediğin zaman girip saygısızca kaybolabileceğin bir sevgilinin evine asla yerleştirmem. Çünkü sen, sevgiyi yalnızca bir durak ya da bir selam kadar bilenlerden olamazsın.
Alıntı