قال تعالى: {إِذْ عُرِضَ عَلَيْهِ بِالْعَشِيِّ الصَّافِنَاتُ الْجِيَادُ}.
Kur’an-ı Kerim’de, Sad Suresi 31. ayette Yüce Allah şöyle buyurur:
“Hani akşamüstü ona saf saf dizilmiş, ayakta dururken bir ayağını hafifçe kaldıran, soylu ve hızlı atlar gösterilmişti.”
Bu ayet, Peygamber Süleyman (aleyhisselam) ve onun atlarla ilgili kıssasını anlatır.
Hz. Süleyman atları çok severdi. Ancak bu sevgi gösteriş için değil, Allah yolunda mücadele ve devletin gücü için hazırlık amacıylaydı. Onun sahip olduğu atlar sıradan değildi; Kur’an’da “sâfinâtü’l-ciyâd” olarak anılır.
Sâfinât: Üç ayağı üzerinde durup bir ayağını hafifçe kaldıran at demektir. Bu duruş, güç, denge ve her an harekete hazır olma anlamı taşır.
Ciyâd: Çok hızlı, güçlü ve iyi eğitilmiş atlar demektir.
Yani bunlar hem zarif hem güçlü, hem de savaş ve uzun yol için hazırlanmış seçkin atlardı.
Bazı tefsir rivayetlerine göre Hz. Süleyman bu atları ikindi vakti denetlerken onlarla meşgul olmuş ve vakit geçmişti. Durumu fark edince, sevdiği bir şeyin kendisini Allah’ın zikrinden alıkoymasına çok üzülmüştü.
Bazı rivayetlerde, bunun üzerine atları kurban ettirdiği anlatılır. Ancak bu detay Kur’an’da açıkça geçmez; tefsir kaynaklarında yer alan rivayetlerdir.
Allah Teâlâ, Hz. Süleyman’a bundan daha büyük bir nimet verdi. Bu, rüzgârın onun emrine verilmesiydi.
Bu durum Sebe Suresi’nde şöyle anlatılır:
“Süleyman’ın emrine de rüzgârı verdik; sabah gidişi bir aylık yol, akşam dönüşü bir aylık yol idi.”
Yani rüzgâr bir günde aylarca sürecek mesafeyi katediyordu. Bu, herhangi bir atın ulaşamayacağı bir hız ve güç demekti.
Hz. Süleyman, Peygamber Davud’un oğludur. Allah ona eşsiz bir hükümranlık vermiş, rüzgârı, cinleri ve bazı varlıkları emrine amade kılmıştır.
Bu kıssadan çıkarılan en önemli ders şudur:
İnsan Allah rızasını her