Albert Caraco, İstanbul doğumlu, 2. Dünya Savaşı sırasındaki nazi tehdidinden dolayı Güney Amerika'ya göç etmek zorunda kalan bir yazar. Yıllar boyunca intihara meyilli bir karakterde olmasına rağmen ailesini üzmemek için bu hareketi gerçekleştirmemiş ancak babası öldükten birkaç saat sonra hayatına son vermiş.
Kitaba gelicek olursak üstüne söylenmesi gereken çok şey olmasına rağmen biraz özet niteliğinde ve alıntılarla ilerleyeceğim bir inceleme olacak.
Yazarın en büyük özelliği çevresine karşı kapalı tutumu. Kendisinin de söylediği gibi "Benim böyle hoşluklar yetiştirip beslememe imkân yok, benim yaşamamım kasvetli ve militan... çünkü korumam gereken bir sur var."
Bunun haricindeyse yazdığı denemelerden gördüğüm kadarıyla annesi tarafından kadınlara karşı büyük bir kinle büyütülmüş bir çocuk. Bunun başlıca sebebinin annesinin oğlunu sadece kendine saklamak istemesi olduğunu düşünüyorum ki bunu da başarmış. Öyle ki sadece başkalarını değil kendini de sevmeyen bir insan haline gelmesini sağlamış. "...en iyisi kuşkusuz ki kimseyi sevmemektir ve bunun için de önce kendimizden başlamamız gerekir. Kendinden nefret etmeyi savunan kişi, hissi bağları parçalar."
Ve geldik beni en çok rahatsız eden kısıma. Kadınların varlığından bile rahatsız olan yazarımız bunu kitap boyunca bolca yansıtıyor. Kadınların duygusal bağ kurmaktan ve kendilerini güzel göstermek için makyaj yapmaktan fazlası olmayan zihinleri boş varlıklar olarak nitelendiriyor. Erkeklerinse bu konudaki görevini kadınların acizliğini kapamak için onlara iyi davranmak olarak atfetmiş. "Dolayısıyla kadınlara karşı gönül okşayıcı davranışlar doğaldır, cinsiyetlerine bağlı sefaletten onları teselli etmeye çalışırız..."
Çocukluğundan aşılanan bu aşağı görme durumu bütün kitap boyunca en