Ve bizler bu kentteyiz, bu kentte, bu yalnızlık ormanlarının bu en yalnızının göbeğinde, bu insanı altında ezip çıkaran taştan dağın en altında, hiçbir sesin bize seslenemediği, hiçbir kulağın bizi işitemediği, hiçbir gözün bizi göremediği bu kentte, yüz olmaktan çıkmış yüzlerin önümüzden geçip gittiği bu kentte, isimsiz, sayısız, rastgele. Paylaşmalardan uzak, kalpsiz.
Bütün arkadakiler, öndekilerden nefret eder. Önden gidenler bir yol başlarını çevirip de arkalarından gelenlere baksalar ve onlarla anlaşmaya çalışsalar, belki başka türlü olurdu durum.