«Türkiye'yi asırlardan beri kendisine zaaf sebebi olan, isyânlar yapan, ecnebî devletlere alet olan unsurlardan kurtarmak tekdüze Türk yapmak en önemli şeydi. Kezâ benim fikrimi işgâl eden şeylerin de en önemlisi idi; ancak nasıl teklif edeceğimi düşünüyordum. Ağır ve emsâlsiz iş. Kabûl ettirilmesi, hattâ teklif bile pek güçtü. Aliâh'tan onlar teklif ettiler.»
«İsmet Paşa bu teklife hayret edip sırf şahsî bir şey telakkî etti. Bu telakkîsi hiç doğru değildi. Türkiye için ahali mübadelesi en hayâtî meseleydi.»
«Gerçi Heyet-i Vekile'nin bize verdiği talimatnâmede de bu yoktu ama bunu bizim teklif etmemiz lâzımdı. Teklif olunca gökten inmiş kudret helvası gibi kabûl etmeliydik.»
«İki yıl sonra bunu da alamayarak İsmet bütün Musul'u terk etti. Bu işe Fethi'yi memûr ettiler. İngilizler de Vilkons'u Mesele Milletler Cemiyeti'ne düştü. Oyların çoğunluğu bizim tarafa dönmüş, ancak bizim Bern elçisi olan Cemâl Hüsnü üyeden birine rüşvet teklif etmiş. Adam kızmış, aleyhimize oy vermiş. Pek az bir çoğunlukla İngilizler kazanmış. Musul gitti.»
«Cemâl Hüsnü gibi, sarhoş, rezil, câhil birinden elçi olursa işler de böyle olur. Ama herif ağalara dalkavuk ya yeterli. Millet çeksin... Kime ne?!..»
«İngilizler ile özel görüşmelerde epey gelişme oldu. Bir gün İngilizler bize geldiler. Yeni bir teklifte bulundular. Ellerinde haritaları da vardı. Sınırı çizmişlerdi. «İşte» dediler. Musul'un hemencik kuzeyinden sınırından geçiyor ve Süleymaniye sancağını tamâmıyla bize bırakıyorlardı. Bu, büyük bir şeydi. Demek Musul'u da almak için umut artıyordu.»