Fevkaladenin fevkininde fevkinde olan bu müthiş eserde, beni kendine çeken ilk nokta; Şu an ki yaşamımızı da anlatan, efsanevi giriş paragrafıydı;
"Gelmiş geçmiş en iyi günlerdi, gelmiş geçmiş en kötü günlerdi; hem bilgelik çağıydı hem ahmaklık; hem inancın devriydi hem şüpheciliğin; hem Aydınlık hem Karanlık bir mevsimdi; umudun baharı, umutsuzluğun kışıydı; hem her şeyimiz vardı hem hiçbir şeyimiz yoktu; hepimiz ya doğruca Cennete gidecektik ya da tam aksi istikamete.." Sayfa 3.
Fransız Devrimi'nin tarihsel arka planına dayanarak insan doğasının karanlık, vahşi, acımasız yönlerini, toplumsal adaletsizliği, yoksulluğu, çaresizliği, aşkı, dostluğu,düşmanlığı,ihanet, ihtiras, ve fedakarlığı, ince ince işleyen, muhteşem kurgusuyla sayfalarda kaybolmamı sağlayan bu eser bende derin bir iz bıraktı. Kitabın ilk 150 sayfası biraz sıksa da (böyle sıkıcı başlayan eserlere güvenirim. Kitabin ortalarına geldiğinizde tartısılmaz kalitesini anlarsınız.) ilerleyen sayfalarda konu oturuyor ve daha çok içine çekiyor.
Eser Paris ve Londra arasında bir hikayeyi anlatıyor. Aristokratlar tarafından sömürülen, insan yerine konulmayan, aşağılanan, haksızlığa uğrayan alt sınıfın uyanışıyla devran tersine dönüyor, soylular ve alt sınıf yer değiştiriyor. Haklı haksız masum suçlu herkesin Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik ya da Ölüm! "(en kolay hayata geçirilen sonuncuydu)" sloganıyla bedel ödediği bir dönem başlıyor. Kanlı giyotin milyonlarca masum insanı yutuyor.
"Giyotin, dönemin en popüler espri malzemesi olmuştu; baş ağrısına en iyi gelen şey olduğu, saç beyazlamasını kesin biçimde engellediği, insanın cildine gözle görülür bir incelik kattığı söyleniyordu; hatta sinekkaydı traş yaptığı için ona "Milli Ustura" lakabı bile takılmıştı;" (Sayfa 358.)
Beni en çok etkileyen, sarsan karakterse