Atatürk’ün “millet” tanımından da habersizdik. Olur olmaz her şeyi ezberlemek zorunda bırakıldığımız bir ortamda, kimse bize Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk milleti denir” tanımını ezberletmemişti. 1921, 1924 Anayasalarının iki üç maddesini ezbere bilirdik de, 1924 Anayasası’nın 88. maddesini, oradaki “din” ve “ırk” farkı gözetilmeksizin bütün Türkiye halkına Türk denildiğini hiç duymamıştık. Yıllar sonra birileri Atatürk’e “ırkçı”, Cumhuriyet’in kuruluş felsefesine “faşizan” dediğinde bu iddialara yanıt veremeyelim diye bu gerçekleri saklamışlardı sanki bizden! Dersim Olayı’nın D’sini de bilmiyorduk. Sanki birileri bilinçli olarak Dersim konusunu sansürlemişti! Sanki Cumhuriyet orada kötü bir şeyler yapmış da, o birileri o “kötülükleri” gizlemiş gibiydi. Aslında bu da bir tuzaktı. Atatürk’ü, İnönü’yü ve Cumhuriyeti Dersim üzerinden suçlamanın, hatta mahkûm ettirmenin hesapları yıllar önce yapılmıştı belli ki! Yıllar sonra Atatürk ve cumhuriyet düşmanları, “İşte resmi tarihin gerçek yüzü! Cumhuriyet Dersim’de katliam yapmış/” diye gerçekleri çarpıtırken, eğitim hayatımızda ısrarla bizden gizlenen bu konuda şimdi söylenen bu iddialara en okumuşumuz bile sorgulamadan inanır hale gelmişti.Dersim’in nedenlerini sorgulamadık.
Dersim duygu sömürüsüyle sersemletildik, propaganda amaçlı söylemlere kandık.
1980 sonrasına denk gelenlerin kabul edecekleri gibi, ilkokuldan üniversiteye kadar adını en çok duyduğumuz Atatürk hakkında okulda anlatılanlar içi boş hamasetin gölgesinde kalan işe yaramaz bilgi kırıntılarıdır.
Örneğin okulda, Atatürk'ün karga kovaladığını bilirdik ama 5000'e yakın kitap okuduğunu bilmezdik. Laikliğini az çok bilirdik, ama Kurtuluş Savaşı sırasında işgalci Yunanlılarca yıkılan, ahır yapılan yüzlerce camiyi tamir ettirdiğini bilmezdik. İçki içtiğini duyardık da. Kur’an’ın ilk gerçek tefsir ve tercümesini yaptırmak için verdiği mücadeleyi hiç duymamıştık. Devrimlerini ezberlerdik tarih sırasına göre ama o devrimlerin ardındaki tarihi, kültürel, sosyal, bilimsel, hatta dinsel gerekçelerden haberimiz yoktu. Örneğin halifeliği “dinin bir gereği” diye anlattıklarından halifeliğin kaldırılmasının “dine aykırı” olduğunu düşünürdük! Harf Devrimi’ni bilirdik de Latin harfleri diye bildiğimiz o harflerin aslında GöktürkEtrüsk kökenli harfler olduğunu, dahası bu devrim yasasının adının “Latin Harflerinin Kabulü değil “Yeni Türk Harflerinin Kabulü” olduğunu bile bilmezdik.
Yeni Türkiye’den söz edenler, orduyu, yargıyı, basını ve hatta insan tipini bile değiştirirken, bu Yeni Türkiye’ye özgü yeni bir tarih” yazmaktadırlar. Bunu yaparken de Türk Bağımsızlık ve Aydınlanma Savaşı Tarihi’ni, o tarihi altın harflerle yazan Mustafa Kemal Atatürk ve bir avuç dava arkadaşını tarihten silmenin hesaplarını yapmaktadırlar
Atatürk’ün 1930’da hazırlatıp okullarda okuttuğu dört ciltlik, Anadolu Türk tarihini MÖ 2000’lerden başlatan bilimsel ve kültüruygarlık eksenli tarih kitapları müfredattan kaldırılmış, sonra Türk Milli Eğitimi’ni kontrol eden ABD’li uzmanların gözetiminde Anadolu Türk tarihini 1071 Malazgirt efsanesine indirgeyen, Türklerin kültür-uygarlıkları yerine Türklerin göçebelikleri, savaşçılıkları, dindarlıkları, fetihçilikleri gibi konulara yer veren yeni tarih kitapları hazırlatılıp okutulmaya başlanmıştır.
ABD böylece atalarının savaşçılığıyla motive ettiği Türk gençlerini gerektiğinde kendi çıkarları doğrultusunda kullanmayı planlamıştır.