Zeynep

9/10
·516 syf.··
Beğendi
·
2020 15. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 29 Mayıs 2020 22:02
Pek çok arkadaşımın tavsiye ettiği ve gerçek bir müzesinin de olduğunu öğrendiğimden beri oldukça merak ettiğim Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi romanını dün gece bitirdim. Roman kırık bir aşk hikayesi çemberinde dönerken; dönemin İstanbul’unu çok etkilendiğim ayrıntıları ile yaşattı bana. Özellikle 70’ler 80’lerin harika detaylar ile betimlendiği romanın konusunu her ne kadar zengin ve tanınmış Basmacı ailesinin oğlu Kemal’in, onun uzaktan akrabası olan ve “sosyeteden olmayan” Füsun’a duyduğu takıntılı ve hüzünlü aşk olarak özetlesem de; inanın kurduğum bu cümlede durduğu kadar sıradan ve yavan değil, belirtmek isterim. Yazarın da kitapta zaman zaman gönderme yaptığı o dönemin Yeşilçam filmlerinin acıklı bir versiyonu gibi gelse de kulağa; okurken elle tutulur, gözle görülür bir aşk ve hüzün okuduğumu söylemeliyim. Ama bu aşkın, herkesin kafasında ya da gönlünde kurduğu tanımla bire bir uyuşacağının garantisini veremem. Saplantılı olması, fiziksel yönünün çok ağır basması gibi özellikleriyle Kemal’in aşkı belki bir çoğumuzun hissettiklerinden farklıdır, bir çoğumuzla ise aynıdır; mühim değil. Önemli olan bizim bu romanda onu Kemal ile yaşayarak iliklerimize kadar hissedebilmemiz bence. Bunun gücünü de romanın belkemiğini oluşturan eşyaların tasvirinin mükemmelliğine bağlıyorum ki zaten müzesi olan bir romana da bu yakışırdı. Kitabı bitirdiğimden beri üzerine düşünmekten, kafamda tekrar tekrar bölümleri canlandırmaktan kendimi alamıyorum. Romanın mekanlarından çıkamıyorum, adeta Keskinler’in evine o divanın bi köşesine yapışıp Kemal gibi kalkamama hastalığına tutuldum desem yeridir :) Bunda elbette koleksiyonları, eski eşyaları ve mekanları çok sevmemin ve ayrıca kullandığım bir çok eşyamla bağ kurmamın etkisinin büyük olduğunu söylemeliyim. Daha çok uzun yazabileceğimi
Edebiyat
Masumiyet MüzesiOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202460,3bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·104 syf.··
2020 10. kitabı
·
15 saatte okudu
·
Okunma: 11 Mayıs 2020 10:12
Rainer Maria Rilke’nin ‘İyi ruhlara adak’ kitabını kitap seçimlerini severek takip ettiğim abimin (N.TARKAN) okuma listesinde görerek aldım. 20. yüzyıl dünya modernlerinin önde gelen isimlerinden biri olan Rilke ile tanışmam bu vesile ile oldu. Bu kitapla şiiri çok sevmeme rağmen; dünya şiir mirasından payıma düşeni hiç de almadığımı, hep anadilimde şiirler okuduğumu farkettim. Çeviri şiirlerin asıl yazıldığı dilde uyandırdığı hissiyatı tam olarak veremediğini hâlâ düşünsem de; düşündüğüm kadar da yavan kalmadığını anladım. Rilke, bu kitapta derlenen şiirlerinde Prag’daki, Bohemya’daki insanların günlük yaşantılarını, bölgenin doğasını, evleri, yapıları, kilise ve manastırları işliyor. Ölüm ve hüzün çokça karşımıza çıkıyor dizelerde. Tarzını, kitabın önsözünde gözüme ilişen bir mektubundan yapılan alıntıda daha iyi anladım. Mektubun bir kısmı şöyle: “ Aşk şiirleri yazmaya özenmeyin, herkesin pek aşinası olduğu, pek alışılmış biçimlerden kaçın, hepsinden zordur bunlar çünkü.. kimisi nefis denecek yığınla şiirin elde bulunduğu bir alanda özgün eserler yaratabilmek büyük bir gücü, olgun bir beceriyi gerektirir. Dolayısıyla genel temalardan kurtulup, günlük yaşamınızın temalarına sığınınız; hüzünlerinizi, isteklerinizi, geçici düşüncelerinizi, herhangi bir güzelliğe karşı duyduğunuz inancı anlatınız.” Tam da böyle dizeler okudum, ‘alışılagelmiş’e verdiğim minik, farklı bir mola oldu benim için, merak edenlere iyi okumalar.
Şiir
İyi Ruhlara AdakRainer Maria Rilke · Cem Yayınevi · 2004108 okunma
9/10
·280 syf.··
Beğendi
·
2020 8. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 02 Mayıs 2020 09:42
Kirpinin Zarafeti, zengin bir muhitin kapıcılığını yapan ve sosyal sınıflar düzenine ters düşecek kadar bilgili 54 yaşındaki Renee’nin ve hayata dair yaşının çok üzerinde derin düşüncelere sahip olan 12 yaşındaki apartman sakini Palome’nin anlatılarından oluşan, adı gibi zarif ve naif bir kitap. Sözü geçen ikilinin hayatına farklı açılardan dokunan bir Japon beyfendisinin de dahil olduğu sıradışı dostluklar örgüsü içinde dünyada yüreğinize dokunan ne varsa kitapta sözü geçiyor gibi sanki.. Natürmort resim, sinema, felsefe, dekorasyon, kitaplar ve sanatın daha bir çok alanına dair tadı damağınızda kalan satırlar olduğu gibi; insan ilişkileri, ‘mış’ gibi yaşamlar ve toplumsal sınıflaşma gibi konular üzerine atılmış öyle oklar var ki, onların da acısı yüreğinizde kalıyor.. Yazarın anlatım tarzı öyle yalın ve güçlü ki; ben o yosunların üzerindeki kamelyaları gördüm, ipek kağıt içindeki kurabiyeleri tattım, çalan müzikleri adeta duydum ve bütün o duygusal devinimleri taa yüreğimde hissettim. Yazarın kalemi kadar çevirinin güzelliğine de değinmeden edemeyeceğim, oldukça yoğun bir anlatım olduğu halde su gibi akıyor. Kelime dağarcığı bu kadar zengin bir kitabı uzun süredir okumadığımı ve aynı zamanda “dil” başlı başıbaşına bu kadar güzelken, günlük hayatımda ne kadar da az sözcük ile yuvarlanıp gittiğimi farkettim. Son olarak okuduğum yorumlardan farklı bir görüş belirtmek istiyorum; kitap okuma alışkanlığı olmayan insanlar için başlangıç aşamasında zor bir kitap olduğu kanısındayım. Olay örgüsü az ve saf düşünce üzerine sayfalar çok fazla olduğu için sürükleyici ve kolay okunan bi kitap arayanların bir sonraki dönemde okumak üzere biraz ertelemelerini öneriyorum. Durup sakince ve uzun uzun düşünecek zamanlara saklayın, harcamayın derim :) Herkese iyi okumalar.
Kirpinin ZarafetiMuriel Barbery · Turkuvaz Kitap · 20129,8bin okunma