Bir kadın, bir anne, bir anneanne... Hayatları ve kaderleri birbirine bağlı üç kadın... Birbirlerine görünmez iplerle bağlı. Başkahramanımız Şehnaz. İstanbul'da iyi bir üniversitede önce lisans eğitimi görmüş, yüksek lisans, doktora derken aynı üniversitede hoca olmuş. Hikâye parça parça anlatılıyor. (Zamanda zik zaklar mevcut ama bağlantıyı dikkatli okursanız kuruyorsunuz.)
Annenin adı Ayhan. O da idealist bir öğretmen. Eşini Şehnaz iki buçuk yaşındayken kaybetmiş. Hayatta kuralları olan ve o kurallara sıkı sıkıya bağlı, asla esnetmeyen bir kişi.
Anneannenin ismi Hatice Şehbal Targut. Yanyalı bir paşanın kızı. Hep bununla övünen bir kadın.
Bir de Eyşan var. Şehnaz'ın kendisine hayran olduğu bir o kadar da nefret ettiği, kendisini onunla kıyaslanmaktan asla vaz geçmedipi bir kadın. Onun varlığını Şehnaz'ın hocası ve sevgilisi E. ile olan olayları anlatmasıyla öğreniyoruz.
Şehnaz karlı bir gecede annesinin uyurgezer olduğunu öğrenir. Böylece ailenin sırlarının da kapıları aralanır.
Kitap sadece bir aile hikâyesi değil. Osmanlı'dan günümüze kadar da kadının toplumdaki yerini de sorgular. Şehnaz'ın unutma yetisini kaybetmesi bizi farklı bir anlatıyla karşılaştırır. Okuyacak olanlara keyifli okumalar dileklerimle...
Korkunç bir yqlnızlık duygusıydu hissettiğim. Sanki şehirleri, ülkeleri, gezegeni dolduran bütün insanlar dünyqnın öz çocuğuydu, bir tek ben değildim ve bana ait olmayan görüntüler kafamın içinde akıp gidiyordu.
"Herkesin iyiliği sözde..." diye anlatmıştı anneannem o günleri. İnsanın özünün kötü olduğuna inanıyordu. İnsan, iyi olmak için çabalamak zorundaydı ama kötülük için çabalamaya gerek yoktu. Bunu ona hayat göstere göstere öğretmişti.