Kitapta mutluluk neredeyse bir dayatma gibi ele alınıyor. Günümüzde herkesin mutlu görünmek zorunda olduğu fikrini sorgulamış yazar. Kişisel gelişim kitapları, sosyal medya, hatta gündelik konuşmalar bile hep daha iyi hissetmemiz gerektiğini söylüyor. Yazar ise buna karşı çıkıyor. Ona göre hüzün, eksik ya da düzeltilmesi gereken bir durum değil; aksine insan olmanın doğal bir parçası. Melankoli bir zayıflık olarak değil, bir derinlik olarak anlatılıyor. Wilson, yaratıcı insanların çoğunun melankoliyle bir şekilde bağlantılı olduğunu söylüyor. Bu düşünce yeni değil ama yazar bunu sade bir şekilde anlatmayı başarıyor. Okurken zorlanmıyorsunuz. Dil akıcı ve anlaşılır. Ama kitap her açıdan güçlü değil. Bazen yazar aynı fikri farklı örneklerle sürekli tekrar ediyor. Bu da bir süre sonra metni biraz ağırlaştırıyor ve sıkıcı hale getiriyor. Ayrıca mutluluğa karşı çıkarken, zaman zaman meseleyi fazla tek taraflı ele aldığını düşündüm. Çünkü mutluluk da en az hüzün kadar insani bir duygu. İkisini karşı karşıya koymak yerine, birlikte düşünmek daha dengeli olabilirdi bence. Yine de kitap, özellikle sürekli “iyi hissetme” baskısı altında olan insanlar için farklı bir bakış açısı sunuyor. Okurken insan kendi duygularını daha az yargılamaya başlıyor. Hüzünlü hissettiğiniz anların da bir anlamı olabileceğini hatırlatıyor insana. Kitap bittiğinde özellikle şu düşünce aklımda kaldı: her zaman iyi olmak zorunda değiliz. Bazen sadece olduğumuz gibi hissetmek yeterlidir.