Romanın konusu etkileyici olmasına etkileyiciydi fakat beni inanılmaz yordu okurken. 1518 yılında Strasbourg’da yüzlerce insanın sebepsizce dans etmeye başlaması ve bu dansın zamanla ölüme kadar varan bir salgına dönüşmesi, konu bu. Ancak, kitabın diliyle ilgili ciddi sıkıntılar yaşadım. Yazarın anlatım tarzı bana oldukça ağır geldi. Özellikle zaman kipleri arasında yaptığı geçişler (bir cümlede şimdiki zaman kullanıp, hemen ardından geniş zamana ya da geçmişe dönmesi gibi) anlatımı akıcı olmaktan çıkarıp parçalı ve yorucu hâle getiriyor. Bu dil tercihi, hikâyeye odaklanmamı çok zorlaştırdı. Bunun dışında karakterler ve olayların kurgulanış biçimi etkileyiciydi. Enneline’in yaşadığı trajedi, dansın aslında bir kurtuluş değil, tam anlamıyla bir çöküş ve tükenmişlik hali olduğunu çok güçlü bir şekilde gösteriyordu. Dans eden insanların çaresizliği, bedenlerinin kontrolünü kaybetmeleri, sistemin bu duruma karşı acizliği beni düşündürdü. Ama tüm bunlara rağmen dili beni yeterince içine çekemedi. Konusu ne kadar ilginç olursa olsun, anlatım tarzı okuma deneyimimi zorlaştırdı. Yazarın bu dili bilinçli olarak tercih ettiğini düşünüyorum ama benim için fazla yorucuydu. Kısacası, Dansa Davet ilginç ve sarsıcı bir hikâyeye sahip; ama anlatımı benim okuma zevkime hiç ama hiç uymadı. Güçlü bir fikir, daha sade ve tutarlı bir dille çok daha etkileyici olabilirdi.