[Sürpriz bozan'lı incelemedir!]
Mathilda, anlatım olarak oldukça içe dönük bir hikâye. Kitap, Mathilda’nın kendi hayatını anlatmasıyla ilerliyor. Annesi doğum sırasında ölmüş, babası ise onu küçük yaşta bırakıp gitmiş. Yıllar sonra babası geri dönünce, Mathilda ilk defa gerçekten bir aileye sahip olmuş gibi hissediyor. Ama kısa süre sonra babasının ona karşı duyduğu duyguların normal bir baba sevgisi olmadığını öğreniyor ve hikâye bu noktadan sonra karanlık bir hâl alıyor. Kitap boyunca aslında çok fazla olay yaşanmıyor. Daha çok Mathilda’nın duygularını, düşüncelerini ve yaşadığı suçluluk hissini okuyoruz. Yazar, karakterin iç dünyasını anlatmaya odaklanmış tamamen. Bu bazı yerlerde etkileyici olsa da, çoğu zaman hikâyenin çok yavaş ilerlemesine neden olmuş. Özellikle uzun iç monologlar bir süre sonra tekrar ediyormuş gibi hissettirebiliyor. Bence kitabın en dikkat çeken tarafı ele aldığı konuydu. Baba ve kız arasındaki bu yasak ilişki itirafı, oldukça rahatsız edici bir durum yaratmış ve hikâyeye ağır bir atmosfer vermiş. Ancak bu konu güçlü bir şekilde işlenmiş gibi hissettirmedi bana. Çünkü daha çok Mathilda’nın sürekli aynı duygular etrafında dönmesi şeklinde ilerliyor öykü. Bu yüzden bir noktadan sonra hikâye duygusal olarak yoğun olmak yerine tekdüze gelmeye başladı. Hikâye tamamen Mathilda’nın bakış açısından anlatıldığı için diğer karakterleri neredeyse hiç tanıyamıyoruz. Babası, kitabın merkezinde olmasına rağmen okur için çok net bir karakter hâline gelmemiş. Bu da anlatının etkisini zayıflatmış. Kitap ilginç bir konuya sahip olsa bile, benim için çok etkileyici bir kitap olamadı. Anlatımın fazla içe dönük olması ve hikâyede yeterince olay olmaması kitabı okurken zorlanmama neden oldu. Fikir olarak dikkat çekici olsa bile, anlatım ve karakter derinliği
Kitap benim için hayal kırıklığı oldu. Rachel Yoder ilginç bir fikirle yola çıkmış aslında ama bu fikri yeterince güçlü bir hikâyeye dönüştürememiş. Öncelikle köpeğe dönüşüm metaforu başta merak uyandırıyor ama bir süre sonra tekrara düşmeye başlıyor. Aynı düşünceler, aynı öfke ve aynı iç sıkıntısı döngü halinde veriliyor. Bu bilinçli bir tercih olabilir; annenin sıkışmışlığını göstermek istiyor olabilir. Ama okur olarak bir noktadan sonra ilerleme hissimi kaybettim. Ayrıca roman sürekli rahatsız edici olmaya çalışıyor. Çiğ et yeme isteği, bedensel dönüşüm detayları ve dışkıdan yapılan sanat işleri bana derinlikten çok "şok etkisi" yaratma çabası gibi geldi. Bunun kullanılmasıyla hiçbir problemim yok ama sayısının fazla olması zorlama geldi. Metafor güçlü ama anlatım zaman zaman fazla abartılı. Fikir olarak ilgi çekici olsa da, anlatım biçimi ve tekrarlar nedeniyle beklediğim etkiyi bırakmadı bende.