"İntikam iyi bir şey değil Mathilda, inan unutmak daha iyi..." Léon
Mathilda deyince belki de akla ilk gelen, barındırdığı küçük, tatlı Mathilda karakteri sebebiyle klasikleşmiş "Leòn: The Professional" filmidir diyerek girişi kitabın içeriğiyle uyumlu bulduğum Leòn filminden alıntılamak istedim.
Mathilda benim Mary Shelley'den okuduğum ikinci kitap ve muhtemelen birçokları gibi, yazara ait okuduğum ilk kitap gotik bir anlatı başyapıtı olan Frankenstein'dı. Ama ben incelememi kendimden daha çok şey bulduğum, Mary Shelley'in bu yarı otobiyografik ögeler içeren novellası üzerine yapmak istedim. Çünkü her ne kadar bu novella Mary Shelley'in otobiyografik eseri olarak geçse de benim hayatımdan da bir hayli benzer öge bulundurması beni etkileyen başlıca unsur diyebiliriz. Bu nedenle incelemem subjektif ve yaşanmış olaylara değinen bir anlatı sunabilir, baştan belirteyim ve bir an önce incelememize geçiş yapalım...
Mathilda henüz hayatta değilken; avare, aklı bir hayli havada, olgunluktan nasibini alamamış babası ve oturaklı, kültürlü, kitapta da bahsedildiği şekliyle "bir melek kadar uysal" annesi tanışana dek babası ayakları yere basmayan bir adammış. Çift birbirlerine aşık olup evlenmiş, gayet mutlu bir birliktelikleri varmış, ta ki Mathilda doğana kadar... Mathilda doğduktan birkaç gün sonra annesi vefat etmiş ve babası yaşadığı derin buhranla birlikte Mathilda'yı halasına bırakıp uzaklara gitmeyi tercih etmiş. Anlayacağınız Mathilda ne annesini ne de babasını tanıyabilme fırsatı bulabilmiş. Halasına gelecek olursak, daha önce evlenmemiş, çocuk sahibi olmayan, sert mizaçlı, soğuk ve duygularını gösteremeyen biri olarak karşımıza çıkıyor.
Mathilda halasını kitapta:
"Yüreğinde en ufak bir kötülük taşımadığı halde bir insanın bağrında taşıyabileceği en soğuk kalbe sahip