Bunca zamandır gözden kaçırdığım Ahmet Ümit kitabı: Kırlangıç Çığlığı. Güzel bir beklentiyle başlamıştım, kitabın sonunda gerçekten istediğimi de aldım.
Kitap Körebe lakablı bir katilin 5 yıl önce son verdiği seri ölümlere yenilerini eklemesiyle başlıyor. Yıllar önce işlenen bu cinayetler öyle bir ustalıkla halledilmiş ki Körebe’ye dair hiçbir ipucu yakalanmamış. Başkomiserimiz ve ekibi yeniden başlayan bu kanlı ritüelin arka planını araştırırken pek çok karanlık hikaye ile karşılaşıyorlar. Adaleti hiç sağlanmamış pedofili hastalarının mağdurları, mülteci sorununun ortaya çıkardığı çaresizlik sarmalından faydalan organ kaçakçıları ile tüm bunların ortasında kalan savunmasız ve masum çocuklar. Zamanında verilmemiş adaleti, zorla geri almaya gelmiş bir katil çıkıyor sahneye.
Körebe bir seri katil değil de adaleti sağlamaya gelmiş bir intikam meleği olabilir miydi?
Tüm bu hikayenin yanında bazı sorulara da cevap arıyoruz. İnsan çaresizliğe düştüğünde etik ve ahlakın sınırını ne kadar geçebilir yoksa tüm insanlar belli şartlar sağlandığında o sınırı hep aşabilecek potansiyele mi sahip?
Bu sorularla beraber kitap boyunca bizi sürekli düşündüren bir ikilem de mevcut: pedofili bir hasta toplumdan yok mu edilmelidir yoksa bir insan olduğu unutulmamalıdır mı?
Doğrusu üstüne en çok düşündüğüm konu bu soruydu. Bu ikileme kitapta da farklı açılardan yaklaşımlar görüyoruz. Ben iki tarafın da kendi içinde haklı olduğunu düşünüyorum.
Oran olarak biraz daha fazla ağırlık verdiğim düşünce, Başkomisere ve Zeynep’e ters olsa da ben de Ali ve Münir gibi, pedofililerin ne olursa olsun ağır bir şekilde cezalandırılması gerektiğini düşünüyorum. Başka çocukları mağdur edip yeni pedofililer kazandırmadıkları, toplumdan uzak tutuldukları veya yok olmaları gerektiği fikrine daha çok