Hoşnutsuzluk içinde boğuluyor, asla yeterli olmayanın dikenli çalılığına takılıyor ve diger herkes gayretsizce mükemmel göründüğünden mükemmeliyetçiliği hedefiyoruz. Esasında bunun normal ya da doğal bir varolus biçimi olmadığını biliyoruz. İnsan olmanın beraberinde getirdiği, kimsenin mükemmel olmadığına da ya olamayacağına yönelik kavrayışa sahibiz. Dahası, aklımızda olmasa da kalbimizde, mükemmeliyetçiliğin ağır zırhının bizi yere çöktürdüğünü biliyoruz.
Yine de bu zırhı giymeye devam ediyoruz. Çünkü onu çıkarmak ve güzel ancak kusurlu kişiler olduğumuzu kabul etmek, modern toplumda neyin "iyi" ve "harika' olduğuna dair en temel varsayımlarımızla yüzleşmek ve dünyada nasıl varolmamız gerektiğine yönelik kavrayışımızı tamamen reddetmek anlamına geldiğinde akıl ermez ölçüde zorlaşır. En son ne zaman, bütün bir ülke bir yana dursun bir kişinin, kendini bu düzeyde sorgulayıp iç gözlem yaptığına şahit oldunuz?