Duada ısrar ettiğin halde dileğinin yerine gelmeyip gecikmesi, seni ümitsizliğe düşürmemelidir. Çünkü Allah Teâla, senin kendi nefsin için tercih ettiğini değil de O’nun senin hakkında münasip bulduğu duayı kabul edeceğini vaat etmiştir. Ye Cenâb-ı Hak kendi dilediği zamanda senin duam yerine getirecektir, senin istediğin za manda değil.
Abbasi halifesi Harun Reşid bir gün, cariyelerini huzuruna çağırır. On lara hâzinesindeki çok kıymetli inci, zînet ve benzersiz mücevherleri göste rerek beğendiklerini almalarını söyler.
Bunlar mücevherleri paylaşmakla uğraşuğı sırada, Harun Reşid’in aş kını kalbinde nadir bir cevher gibi saklayan bir güzel cariye de onun yakı nına gelip durdu. Halife cariyeye hitaben: “Sen niçin beğendiğini almıyor sun?” diye sorunca, o âşık cariye: “Benim beğendiğim ancak sîzsiniz!” dedi.
Bu hikmetli cevap halifenin çok hoşuna giderek o cariyeyi kendi hususi da iresine aldı ve bütün hâzineyi onun emrine verdi.
İzah:
Kullluğun îcâbı, saadeti kendi iradesinde değil Allah’ın iradesinde ara- maknr. Zira bütün işlerin neticeleri Cenâb-ı Hakk’a malûmdur. Olayların dış görünüşleri gerçek keyfiyetlerini değiştiremez. Bu yüzden, sevimsiz bu lunan işlerin birçoğunun neticesi hayırlı olabilir; güzel sanılan işlerin pek çoğu da felâketle sonuçlanabilir. İşte bu hikmeti teyit eden güzel bir delil de şu ayeti kerimedir: “Belki bir şey hoşunuza gitmeyebilir de, o sizin için ha yırlı olabilir. Ve sevimli bulduğunuz bir şey belki de sizin için şer olabilir.” (Bakara, 216.) Öyleyse duanın kabulünün gecikmesi, yeis ve üzüntüye sebep olmamalıdır. Madem ki rabbimiz “Bana dua edin, size icâbet edeyim” bu yurmuştur, bu gecikmede bir fayda, bir maksat, bir hikmet olduğu kesin likle bilinmelidir, işinin ehli doktor, hastanın istediği gibi değil hastalığın