DrDen

15. Hikmet VAHDET-İ VÜCÛD
Hak Teâla’nin sana kahrını bildirecek delil: Hakikatte kendi nef­sinde hiçbir varlığı olmayan şeylerle gözlerini perdeleyerek kendisini müşahede etmekten seni mahrum etmiş olmasıdır. İzah: Hikmetin neticesi- insanların mevcudmuş gibi gördüğü şu kâinatın herhangi bir varlığı olmayıp, hakiki varlık ancak Vâcib-ül Vücûd hazretle­ rine mahsus olduğudur. Buna rağmen yine insanların sadece kâinatı gör­ mesi, “O, kullarının üstünde yegâne tasarruf sahibidir!” (En’âm, 18.) buyu­ran Allah Teâla’nın kahrına işarettir.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
13. Hikmet VARLIKLA KİRLENEN KALP AYNASI
Varlıkların suretleriyle kirlenen kalp aynasında irfan güneşi na­sıl parlayabilir? Arzu ve şehvetlerle zincirlenen kimse Allah’a doğru yol alabilir mi? Gaflet kirlerinden temizlenmemiş bir insan hangi yüzle Allah’ın huzuruna varmayı isteyebilir? Ve hatalarına tövbe etmeyen biri ilâhi sırların inceliklerini anlamayı nasıl umar! İzah: Hem masivaya meyledip hem de marifetullâhı arzulamak, aydınlık ile karanlığı bir araya getirmeyi temenni etmek gibi imkânsız bir şeydir.
11. Hikmet VARLIĞINI BİLİNMEZLİK TOPRAĞINA GÖM
Kendi varlığını bilinmezlik toprağına göm. Yani namsız nişansız ol! Zira toprağa gömülmeyen tohum büyüse de faydalı olmaz. (...) İzah: Bilinmezliğin manası, toprak gibi mütevazı olmaktır. Varlığı gömmek ise, şan ve şöhret sebeplerini terk etmek demektir. Hatta tasavvufa giriş, şöhretten sonra da olsa, yine tevazu gerekli ve nefsi görmemek mecburi­ dir. Nitekim toprak gibi mütevazı olmayan gönülde hikmet çiçekleri aç­ maz. Yolun başında şöhrete düşkün olan sâlik, işin sonunda pek az felah bulur. Zira ihlâsın derecesi, gizlilik nisbetindedir. Dolayısıyla her sâlikin son derece şöhretten kaçması gerekir. Zikri ihmal edip de halkla fazla yakınlık kurmaktan sakınmalıdır. Ama sâlikin makamı “bakâ billâh” olduktan sonra ilâhi irade gözlenilir; Cenâb-ı Hak isterse, ihtiyarsız kulunu gizli tutar, di­ lerse meydana çıkarır. Onun için İbrahim bin Ethem hazretleri, “Şöhreti seven kimse Allah’a sâdık olamaz!” buyurmuşlardır. Bişr bin Hars hazret­ leri ise, “Bana bir nasihat ediniz!” diyen bir adama şöyle cevap vermiştir:"Nâmı, şânı bir yana bırak ve yediğin lokmanın helal olmasına dikkat et!” Bazı ârifler derler ki, “Halk arasında tanınır olmayı seven kimse âhiret neş- vesinin tadını bulamaz!”
6. Hikmet DUÂ VE KABÛL ZAMANI
Duada ısrar ettiğin halde dileğinin yerine gelmeyip gecikmesi, seni ümitsizliğe düşürmemelidir. Çünkü Allah Teâla, senin kendi nefsin için tercih ettiğini değil de O’nun senin hakkında münasip bulduğu duayı kabul edeceğini vaat etmiştir. Ye Cenâb-ı Hak kendi dilediği zamanda senin duam yerine getirecektir, senin istediğin za­ manda değil. Abbasi halifesi Harun Reşid bir gün, cariyelerini huzuruna çağırır. On­ lara hâzinesindeki çok kıymetli inci, zînet ve benzersiz mücevherleri göste­ rerek beğendiklerini almalarını söyler. Bunlar mücevherleri paylaşmakla uğraşuğı sırada, Harun Reşid’in aş­ kını kalbinde nadir bir cevher gibi saklayan bir güzel cariye de onun yakı­ nına gelip durdu. Halife cariyeye hitaben: “Sen niçin beğendiğini almıyor­ sun?” diye sorunca, o âşık cariye: “Benim beğendiğim ancak sîzsiniz!” dedi. Bu hikmetli cevap halifenin çok hoşuna giderek o cariyeyi kendi hususi da­ iresine aldı ve bütün hâzineyi onun emrine verdi. İzah: Kullluğun îcâbı, saadeti kendi iradesinde değil Allah’ın iradesinde ara- maknr. Zira bütün işlerin neticeleri Cenâb-ı Hakk’a malûmdur. Olayların dış görünüşleri gerçek keyfiyetlerini değiştiremez. Bu yüzden, sevimsiz bu­ lunan işlerin birçoğunun neticesi hayırlı olabilir; güzel sanılan işlerin pek çoğu da felâketle sonuçlanabilir. İşte bu hikmeti teyit eden güzel bir delil de şu ayeti kerimedir: “Belki bir şey hoşunuza gitmeyebilir de, o sizin için ha­ yırlı olabilir. Ve sevimli bulduğunuz bir şey belki de sizin için şer olabilir.” (Bakara, 216.) Öyleyse duanın kabulünün gecikmesi, yeis ve üzüntüye sebep olmamalıdır. Madem ki rabbimiz “Bana dua edin, size icâbet edeyim” bu­ yurmuştur, bu gecikmede bir fayda, bir maksat, bir hikmet olduğu kesin­ likle bilinmelidir, işinin ehli doktor, hastanın istediği gibi değil hastalığın
5. Hikmet RIZIK VE İBÂDET
Ey tasavvuf yolundaki sâlik! Ezelde garanti edilmiş olan rızkın için var gücünle çalışman, bunun yanı sıra senden istenen ibadette tembel­lik etmen, senin basiret gözünün kör olduğuna delildir. İzah: “Yeryüzünde kımıldanan hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah’a ait olma­ sın.” (Hûd, 6.) Bu ayeti kerimede işaret edildiği gibi, bütün canlıların rızkına Allah kefil olmuştur. Basiretin körlüğü, rabbani sırları müşâhede ve marifetullah nurlarını mükâşefeden1 1 uzaklıktır. Bu da kalbin ebedî körlüğüne yorumlanıp bir süre gözlerin görememesiyle kıyas edilemez. Gafûr olan Allah buyuruyor ki: “Yalnız gözler kör olmaz, fakat göğüslerdeki kalpler (basiretler) de kör olur.” (Hacc, 46.) Bu ayet-i celîlenin de delâlet ettiği gibi gerçek körlük, Allah’ın is­ teği olan kulluğu terk etme basiretsizliğidir. Dahası Cenâb-ı Hakk’ın şöyle buyurduğu da bazı eserlerin sayfalarını süsleyen bir haber olmuştur: “Ey ku­ lum, bana itaat et ve senin hakkında hayırlı olan şeyi bana öğretme!” Hikmetin neticesi- insanları geçim sebeplerine yapışmada tembelliğe davet değildir. Asıl rızkı veren Allah’a kulluğu tamamıyla bırakıp da sürekli geçim kaygısı içinde bulunmaktan onları menetmek ve böylece gaflete düş­ mekten sakındırmakur.